Kategori arşivi: PEYGAMBERİMİZ(S.A.V.)

Sözlerimizi süslemek için…

 

ÂLEMDE EN BÜYÜK VE EN ŞEREFLİ DOĞUM tıklayınız…

Mevlid Kandili ve Peygamberimizin Doğumutıklayınız…

Müziksiz İlahi – Ey Sevgili Ey Rasûl tıklayınız…

RESÛLÜ EKREM EFENDİMİZİN YÜKSEK AHLÂKI:

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), ahlâkın güzelliklerini tamamlamak için gönderilmiştir. Onun her hâlinde ve sözünde fazîlet vardır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), insanların en güzel ahlâklısı idi. Çünkü o, Kur’ân ahlâkı ile ahlâklanmıştı. Hiçbir çirkin söz söylemez ve hiçbir çirkin harekete tenezzül etmezdi. Kötülüğü, kötülükle karşılamaz, affeder ve bağışlardı.

Peygamberimizin ağzından hiçbir zaman hak ve gerçek sözden başkası çıkmazdı.

Sade, fakat temiz giyinirdi. Temizliği severdi. “Temizlik îmandandır.” buyururdu. Pislikten ve fena kokulardan hiç hoşlanmazdı. Ashâbına mescide temiz gelmelerini tembih ederdi.

Aile hayâtında çok geçimli idi. Evinde boş oturmazdı. Hizmetçilerine bile bir defa “Of! Aman!” dediği işitilmemişti. En çok, şefkate muhtaç olan yoksullara, öksüzlere, çocuklara merhamet gösterirdi.

Onun sevgisi hudutsuzdu. Hayvanlara karşı bile merhametli davranmayı insanlara öğretmiştir. Bir defasında, dışarıda kalmış bir kedinin sesini duyunca, bizzat içeri almıştı. Hastalanmış hayvanların tedavisiyle meşgul olurdu. Susuz kalmış bir köpeğe, ayakkabısıyla kuyudan su çekip veren günahkâr kimseyi cennetle müjdelemişti. Bir kediyi aç bırakan kadının, bu yüzden azap göreceğini bildirmişti. Susuz kalmış bir ağacı sulayana, sevap yazılacağını haber vermişti.

Peygamber Efendimizden (s.a.v.) bir şey istendi mi, aslâ yok demezdi. İstenilen şey, yanında bulunursa onu yerine getirir, bulunmazsa va’d ederdi.

O, her hususta fazîlet timsali idi. O, bütün âlemlere rahmettir. (Rahmeten li’l-âlemîn’dir.)

Salât sana, selam sana, Ey Allâh’ın Rasûlü Muhammed Mustafâ! Seni hakkıyla bilen ve medheden, Âlemlerin Rabbi Allâhü Teâlâ’dır. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim. (M. İslam Târihi -Siyer-i Nebî-, Fazilet Neşriyat)

“De ki : Eğer Allah’ı seviyorsanız, …

de-ki

Mü’minlere Düşkün, Şefkatli ve Merhametli Peygamberimiz(S.A.V.)

mescidi-nebevi

Salavat-ı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye tıklayınız…

ÂLEMDE EN BÜYÜK VE EN ŞEREFLİ DOĞUM tıklayınız…

Mevlid Kandili ve Peygamberimizin Doğumu tıklayınız…

Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.) hakkında detaylı bilgi tıklayınız…

“Bizim Selim’e söyle” tıklayınız…

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI tıklayınız…

RESÛLULLÂH’A ‘(S.A.V.) SALEVÂT OKUMANIN FAZİLETİ tıklayınız..

 

Resulullahın Ahlâkına Tabi Olmak

Peygamber(s.a.v.)Resulullah (sas) Efendimizin en önemli hususiyetlerinden biri de onun hepimize örnek olarak gönderilen güzel ahlakıdır.

Kalem suresinin 4.ayetinde Onun çok muazzam bir yaratılış ve ahlak üzere olduğu beyan edilir.

Hadisi Şerifte Efendimiz (sas)  şöyle buyurdular:

”Ben  güzel ahlakları tamamlamak için gönderildim.”

Hazret-i Aişe validemize onun ahlakı sorulduğunda ;  “Resulullah’ın ahlakı Kurandı.” buyurmuşlardır.

Kendisi güzel ahlak numunesi olan Efendimiz (sas), mübarek hayatı boyunca güzel ahlakı hem yaşamış, hem de biz ümmetlerine tarif ve tavsiye etmiştir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

Mizanda,(yani amellerin tartıldığı o ilahi terazide)  güzel ahlaktan daha ağır gelen hiçbir amel yoktur.”

İş böylesine mühim olunca Efendimiz(sas) in güzel ahlakı üzerinde ciddi çalışmalar yapılmış, ondan bahseden ciltlerle eserler vücuda getirilmiştir.

Onun mübarek vücudunun,mübarek simasının güzelliklerini anlatan eserlere hilye-i şerif,  veya şemaili şerif denmiş; Onun mübarek ahlakına ise mekarim-i ahlak denmiştir.

Bu güzellikler bütün detayları ile bizlere aktarılmıştır.

Anlatmaya, dinlemeye doyum olmayan, hakkında ciltlerce kitaplar yazılan o güzel ahlaktan birkaç parıltı aşağıdadır.

 Sevgili peygamberimiz (sas) in ahlakından en öne çıkan hususlar; onun eşsiz tevazuu, cömertliği, sadeliği, tatlılığı, güler yüzlülüğü,  yumuşak huyluluğu, nezaketi, şefkat ve merhameti, cesareti, fesahati , hayası, kibarlığı …                            Daha başlıklarını bile sayamayacağımız nice güzellikler…

Onun müminler için Rauf ve Rahim oluşu, ümmetine düşkünlüğü, çok hassas, çok derin bir merhametin sahibi olduğu, Tevbe suresinin son ayetlerinde tescil edilmiştir. Onun yumuşak huylu oluşu ise Al-i İmran suresinde şöyle anlatılır:

“Ey Habibim!Sen Allahtan bir rahmet olarak onlara karşı yumuşak huylu oldun. Eğer sert ve katı kalpli olsaydın etrafından dağılırlardı. O halde onları affet ve onlar için Allahtan mağfiret dile…”(159.Ayet)

Resulullah Efendimiz (sas)  de kendisi yumuşak huylu olmayı övmüş; Yumuşaklıktan mahrum olan her türlü hayırdan mahrumdur. Yumuşaklık bir işte varsa onu güzelleştirir, sertlik bir işte varsa onu çirkinleştirir.” buyurmuşlardır.

O,cömertlikte de eşsizdi. Cömertliği her vesile ile teşvik ederdi. Cimrilikten, korkaklıktan ve tembellikten daima Allaha sığınmıştır.

”Cömertlik, kökü cennette olan dalları dünyaya sarkmış bir ağaçtır. Kim ondan tutunursa onu cennete götürür. Cimrilik de kökü cehennemde olan ve dalları dünyaya sarkmış bir ağaçtır.Kim ondan tutunursa onu cehenneme götürür.” buyururlardı.

 Kendisinden bir şey istediğinde asla  “hayır” dediği vaki olmamıştır.

Varsa hemen verir, yoksa arar, bulur ve gelen kişinin ihtiyacını mutlaka görürdü. Maddi cömertliği yanında manevi yönden de cömertliği eşsizdi. Daima ümmeti için dua ve niyazda bulunurdu. Mirac’da kendisi için sadece kulluğa kabulünü isterken, ümmeti için ebedi kurtuluş dilemiş ve Allahımızın kendisine bizzat teveccüh edip verdiği selamını kendinde bırakmayıp Allahın bütün Salih kullarına yaymıştı.

      Cenabı hakkın kendisine verdiği manevi tasarrufunu, şefaat izninin tamamını ümmeti için kullanacak olması, özellikle ümmetinin içinde en çok  sıkıntıyı çekecek olan büyük günah sahiplerinin halini düşünüp; “Benim şefaatim ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.” Buyurması; bu merhametin, şefkatin ve cömertliğin en bariz örneklerindendir.

Bütün insanlık Ona, Onun getirdiği dine, Onun güzel ahlakına muhtaçtır. Hususiyle, böyle yüce bir peygambere ümmet olmakla şereflenen kimse;

 Onun getirdiği kitap ve sünnete, onun temsil ettiği ahlakı Muhammediyye’ye tabi olmaktan daha mühim bir gaye taşımamalı, başka taraflara dönüp de bakmamalıdır.

Bilhassa; İslamiyet adına türlü yanlışların işlendiği, İslam’a uymayan görüşlerin, hayat tarzlarının, adetlerin benimsenip, revaç bulduğu bir dönemde bu bağlılık,bu istikamet; çok daha kıymetli,çok daha makbuldür.

Ayeti Kerimede yüce Mevla’mız şöyle buyuruyor:

 ”And olsun ki sizin için; sizden Allahın rızasını ve Ahiret günündeki o büyük mükâfata kavuşmayı umanlar ve Allahı çok zikredenler için Resulullah’ta güzel bir numune-i imtisal, (uyulacak) güzel bir örnek vardır.” (Ahzab-21)

Ne mutlu! Resulullahı kendine örnek alıp; Ayeti Kerimede müjdelendiği üzere Allahın rızasına ve ahiret günündeki büyük mükâfata nail olanlara…

figur

Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.) tılayınız…

Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.)  İlgili Müziksiz İlahiler

 

 

KUL NAMAZA DURUNCA…

Resûlullah Efendimiz (s.a.v) buyurdular:

“Cebrâil (a.s) bana dedi ki: Allâhü Teâlâ sana selâm söylüyor ve buyuruyor ki:
Kul benim huzurumda namaza durup “Allâhu Ekber” dediğinde onunla aramızda bulunan perdeyi kaldırırım.

Kul “elhamdü” dediğinde Allâhü Teâlâ, “Hamd kime mahsustur?” diye sorar, o da “lillâhi” diye cevap verir.

Allâhü Teâlâ, “Allah kimdir?” diye sorunca “Rabbilâlemîn” der. “Alemlerin Rabb’i kimdir?” buyurunca “Errahmânirrahîm” der.

“Rahman ve Rahim kimdir?” diye sorunca “Mâlikiyevmiddîn” der. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ,

“Ey kulum, din gününün sahibi benim” der. Kul, “İyyâke na’budu ve iyyâke nesteîn; Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz” deyince Allâhü Teâlâ, “Ey kulum, mademki yalnız bana kulluk edip yalnız benden yardım istiyorsun, o halde istediğini dile ki sana verilsin” buyurur.

Kul “İhdinâ; bize hidayet et” deyince Allâhü Teâlâ,

“Hangi hidayeti istiyorsun?” buyurur. Kul “Essırâta’l-müstakîm; “Sırât-ı müstekîmi, doğru yolu” deyince Allâhü Teâlâ,

“Hangi yolu istiyorsun?” diye sorar. Kul “Sırâtallezîne en’amte aleyhim” “Kendilerine in’âm ettiğin bahtiyarların yoluna” deyince Allahü Teâlâ:

“Ey meleklerim, siz de şahit olun ki ben bu kulumu, kendilerine nimet verdiğim peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salihlerle beraber kıldım” buyurur. Kul,

Ğayri’l-mağdûbi aleyhim veleddâllîn; Ne o gadap olunanların, ne de sapkınların” deyince Allâhü Teâlâ tekrar meleklere, “Şahit olun ki ben bu kulumu nimet verdiğim kimselerden kıldım, gazaba uğramışlardan ve sapkınlardan eylemedim” buyurur.

Kul “Amin” deyince onunla beraber bütün melekler de “Amin” derler..

Kaynak; Müslim, Müsâfirin 254; Nesâî, İftihah 25.

Peygamber aşkını en derinden yaşayan bir yüreğin yansımaları…(Ortaokul öğrencisi)

sünnet

Medine de bir şirkette elektrik teknisyeni olarak çalışan Allah dostu ve peygamber aşığı bir kardeşi miz işin son günü sabah mesaisinde kendisine verilen teknik görevi tamamlayıp ayrılmak üzere iken Resulullahın asm Ravzasında elektrik çarpması sonucu vefat etti ve Cennetü’l-Baki’ye defnedildi. Tabii ailesi zorunlu olarak Türkiye’ye döndü. O zaman 7 yaşında olan oğlu bugün ortaokul öğrencisi. Kompozisyon dersi ödevi olarak bir makale yazmış ve birincilik almış. İşte o peygamber aşkını en derinden yaşayan bir yüreğin yansımaları…

Bir seni güneşim, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geldiğim yerde

Bir ilkbahar gününde güller gibi kokan Medine’de dünyaya gözlerimi açmıştım. Doğduğum hastane senin Ravzanın hemen yanı başında oldugu için,duyduğum ilk koku senin bahçenin gül kokuları olmuş.

Babam gelip de daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım senin mescidinin ezan sesleriyle şereflenmiş. 40 günlük olduğumda ilk ziyaretimi de senin Hane-i Saadetine yapmışım. İlk adımlarımı senin Ravzandaki mermerlerinde atmış ve Rabbimle ilk buluşmamı, ilk secdemi senin mescidinde yapmışım. Hemen hemen yaptığım her ilkte sen varsın. Daha konuşmasını öğrenmeden seni sevmeyi öğrendim ben.

Belki seni çok tanımazdım ama, sanki bana çok çok yakınmışsın gibi severdim seni. Senin evini her ziyarete gelişimizde seni görmesek bile senin varlığını hisseder, evinden her ayrılışımızda hüzünlenirdik.Çocuklar evde sıkılınca babaları parka, eğlence yerlerine götürsün isterler. Biz Medine’de yaşadığımız sürece hiç babamızdan parka götürmesini istemedik. Bizim canımız sıkılmaz mıydı acaba hiç? Sanırım Medine’deki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı. Çünkü orada hiçbir yerde olmayan gül bahçesi ve bahçenin biricik Efendisi vardı. Bizim vaktimizin çoğu o bahçede geçerdi. Senin bahçenin mermerlerine ayakkabı
ile basamazdık.Yalınayak dolaşırdık mermerlerin üstünde. Kim bilir, korkardık belki de bahçenin güllerine basıvermekten. Yazın mermerler ayaklarımı
yakardı.Olsun bu da bizim hoşumuza giderdi.

Babama sormuştum bir seferinde
babacığım neden Medine bu kadar sıcak diye.

Babam da
evladım Medine’de iki tane güneş var da ondan, derdi.

– Nasıl olur babacığım, güneş bir tane değil mi? derdim.

Babam gülerek
– bak yavrum doğru, bütün dünyayı ısıtan bir güneş var ama bir de alemleri ısıtan ve aydınlatan günes var. O güneş de Medine’de olunca sıcaklık iki kat oluyor.

Babamın bu cevabı hoşuma giderdi ve ısınırdım. Gerçekten de ayaklarımızı mermerler ısıtıyordu ama senin güneşin de, sıcaklığın da içimizi ısıtıyordu. Medine’den ayrıldığımızdan beri belki ayaklarımız ısınıyor ama içimiz bir türlü ısınamıyor. Çünkü güneşimizin en büyüğünü orada bırakmıştık. Ben güneşimi kaybetmiştim. Onun evine, bahçesine gidemiyordum artık. Geri ışığı ta buralarda bizi aydınlatıyordu ama içimi ısıtması için onun Ravzasında yalınayak koşmam lazımdı.

Evet, bahçende yürürken ezanlar okunurdu. Öyle güzel okur ki Medine muezzini ezanı, sanki Bilali Habeşi okuyor sanırsınız. Namaz kılmak için Mescide koştururduk, bilir bilmez. Babamın yanında namaz kılardık. Büyük sütunların altından gelen soğuk havadan saçlarımızı savurturduk. Zemzem bardaklarından güller yapardik. Namaz kılarken yanımıza usulca bir kedi sokulurdu. Babam ”incitmeyin sakın, onlar Ebu Hureyrenin kedileri” derdi, biz de inanırdık.Senin Mescidine kediler de girebilirdi. Sen çok iyi bir ev sahibiydin çünkü.

Çarşamba günleri hep Uhud’a giderdik. Senin çok sevdiğin amcanı ziyaret etmeye, o bizim de amcamızdı. Kardeşlerimle Ayneyn tepesine çıkar oradan Uhud’da yatan 70 şehide selam verirdik.

Uhud dağına her baktığımızda sanki orada seni görür gibi olurduk. Uhud’da senin Ravzanın kokusu gibi gül kokardı. Orası da ayrı bir gül bahçesi idi sanki.

İşte benim yedi senem ki en değerli en güzel yıllarım senin köyünde, senin gül bahçende, senin savaştığın yerlerde sanki yanımda sen varmışsın gibi seninle dopdolu geçti. Seni gormesem de seninle yaşamaya o kadar alışmıştım ki senin yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım, bir parçam orada kalmıştı.

Buraları bana gurbet oluverdi. Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim ama hep büyüyünce gidersin diyorlar. Ben sırf senin yanına gelebilmek için büyümek istiyorum. Senin yanına geldiğim zaman büyümüş bile olsam bahçendeki mermerlerde yalınayak dolaşacağım. Ta ki güneşin içimi ısıtana kadar. Senin hasretinden içim üşüyor. Belki hasretin herkesi yakar, beni de ısıtıyor işte. Çünkü benim ruhum doğduğumdan beri senin sevginle ısınmaya alışkın. Senin sıcaklığına o kadar muhtacım ki. Ne olur ben sana gelemesem bile sen beni hiç bırakma. Işığınla gecelerimize nur ol.

Sıcaklığınla bütün zerrelerimizi ısıtıver. Hani sana Medineyken komşuyduk ya, evlerimiz birbirine çok yakındı. Senin varlığın bize güven verirdi hep. Yine öyle ol, ara sıra da olsa evimizi şereflendiriver. Hem benim adım Nebi, aynen seninki gibi. Bu ismi bana seni çok seven bir dostun koymuş. Diğer adım da Muhammed, yine senin gibi. Bu ismi de canım babacığim koymuş. Buraya gelirken senin köyünde bıraktığımız babacığım.

Sana benzeyen bir yanım daha var. Ben de senin gibi babasız büyüyorum. Ben çok şanslıyım,sen bize asla yetimliğimizi hissettirmedin.

Medine’den ayrıldığımızdan beri sanki sen hep yanı başımızdaymışsın gibi hissediyorum.

Geceleri korkmadan güvenle uyuyorum hep. Seni tanıdığım ve seni sevdiğim için Rabbime binlerce kez teşekkür ederim.Babam senin köyünde kalmıştı. Biz babamın cenazesini gömerken ağabeyimin terlikleri babamın kabrine düştü ve orada kaldı. Ben o terlikleri çok kıskandım. Çünkü abimin terlikleri hep babamla kalacaktı. Babamı son ziyaret edişimizde bende kimse görmeden terliğimi babamın kabri üstüne gömüverdim. İşte şimdi benim terliğim de hep babamla kalacaktı.

Evet demiştim ya bir güneşimi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geride. Babam ve terliklerim hep oradaydı,gelemezlerdı. Ama güneşim hep yanımızdaydı. Yetimlerin efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mı? Dünyanın bir ucuna gitmiş olsaydık bizi bırakmayacağını biliyordum.

Gözümüz gönlümüz seninle aydınlanır efendim. Ruhumuz, içimiz sıcaklığınla ısınır.

Bir gün sana gelişim geç bile olsa bana,Gül bahçesinin mermerlerinde yalın ayak koşmak ..

Ta ki aşkınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun. Terliklerimi bıraktığım o güzel mabed son durağım olsun.

Kaynak : http://dergi.altinoluk.com/index.php?sayfa=yillar&MakaleNo=d239s021m1

19 Kasım 2018 Pazartesiyi Salıya bağlayan gece Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın (s.a.v.) âlemleri şereflendirdiği Velâdet Kandili’dir.

gulayett

Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.) hakkında detaylı bilgi için tıklayınız…

ÂLEMDE EN BÜYÜK VE EN ŞEREFLİ DOĞUM tıklayınız…

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI tıklayınız…

Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye tıklayınız…

RESÛLULLÂH’A ‘(S.A.V.) SALEVÂT OKUMANIN FAZİLETİ tıklayınız..

Bizim Selim’e Söyle tıklayınız…

İMÂM-I RABBÂNÎ HAZRETLERİNİN SÜNNETE BAĞLILIĞI

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri buyurdular:

Ramazân-ı Şerîfin son on günü idi. Teravih namazını kıldıktan sonra kendimde bir yorgunluk buldum ve yatağıma uzanmak istedim. Yatarken bu yorgunluk sebebiyle, sünnet üzere sağ tarafıma yatacağımı unuttum, sol tarafıma dönüp yattım. Biraz sonra sünneti terk ettiğimi hatırladım. Bunu ilk defa terk ettiğimi düşündüm. O anda nefsim bana, unutarak ve sehven oldu, bir şey olmaz, affolunur dedi. Fakat sünneti terk etmenin korkusu benden gitmedi. Hemen kalktım, doğruldum ve sağ yanım üzerine yattım. Bunu yaptıktan sonra Allâhü Teâlâ’nın kereminden, nihayetsiz nur ve feyizler zâhir oldu ve şöyle bildirildi:

‘Sen, sünnete bu kadar riâyet edersen, âhirette sana hiçbir şekilde azab etmem.’

Kaynak : http://www.fazilettakvimi.com/tr/2014/12/22.html

 ***

  1. ÂLEMDE EN BÜYÜK VE EN ŞEREFLİ DOĞUM tıklayınız…
  2. SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI tıklayınız…
  3. Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye tıklayınız…
  4. RESÛLULLÂH’A ‘(S.A.V.) SALEVÂT OKUMANIN FAZİLETİ tıklayınız..

RESÛLULLÂH’IN (S.A.V.) ÜMMETİNE TAVSİYELERİ

GUL

 

Yâ Muâz, sana şunları tavsiye ederim:

Her halde ve her işinde Allâh’dan kork, Doğru sözlü ol, Verdiğin sözleri yerine getir, Emânete riayet et, aslâ hıyanet etme, Komşunu gözet, Yetime merhametli ol,

Tatlı ve yumuşak sözlü ol, herkese selam ver.

Güzel ameller işle.

Dünyaya ait emellerin kısa olsun.

Kur’ân-ı Kerîm’e göre yaşamak için fıkıh öğren.

Ahireti sev, onun hesâbından korkup âhirete hazırlan.

Mütevâzı ol, kibirli olma.

Hikmet sahiplerini kötüleme,

Doğru söyleyeni yalanlama,

Günahkâr kimseye günahlarında asla yardımcı olma.

Adil devlet reisine asi olma. Yeryüzünde fesatçılık yapma. Her nerede olsan Allâh’dan kork.

Her günahını tevbe ile karşıla; gizli günahından gizli tevbe, aşikâr günahların için de aşikâr tevbe et.

Kaynak : http://www.fazilettakvimi.com/tr/2014/4/15.html