Kategori arşivi: SADAKA

İnfakın Fazileti ve Sadaka-i Fıtır

İnfak; Allah’ın bize emanet olarak verdiği malı, imkânı, zamanı ve bilgiyi O’nun rızası için harcamaktır. İnfak, sadece zenginlerin değil, imkânı olan herkesin ibadetidir. Bir tebessüm, bir güzel söz, bir ilim öğretmek dahi infaka dahildir.

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de infak etmeyi teşvik etmiş ve infak edenleri şöyle müjdelemiştir: “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz tane bulunan yedi başaklı bir tohuma benzer. Allah dilediğine kat kat verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”[1]

Bu Ayet-i kerimede infakın bereketi anlatılmıştır. Bir başka ayet-i kerimede ise nefsin istememesine rağmen infak etmenin fazileti beyan edilerek şöyle buyurulmuştur: “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.”[2]

Nefse en zor gelen şeylerden birisi “Allah yolunda infak etmek”tir. Nefis kendi uğrunda yapılan harcamalardan zevk alırken Allah yolunda verilenlerden rahatsız olur da kişinin kalbine fakirlik ve tükenme korkusunu salar. Halbuki Cenab-ı Hak (c.c.) kendi yolunda verilen şeylerin malı eksiltmeyeceği, bilakis yerinin doldurulacağı hususunda şöyle teminat veriyor: “Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”[3]

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurur: “Sadaka malı eksiltmez. Allah affedenin şerefini artırır. Allah için tevazu göstereni ise Allah yüceltir.”[4]

Ayet-i kerimeler ve Hadis-i Şerifler gösteriyor ki Allah yolunda verildiği zaman eksilen mal değildir. Eksilen; hırsımız, bencilliğimiz ve dünyaya bağlılığımızdır. Verilen sadaka ise malı bereketlendirir, kalbi temizler.

Allah yolunda infak sadece maddi bir yardım değildir; aynı zamanda ruhi bir terbiyedir. Cimrilik insan ruhunu daraltan bir bataklık, vermek ise bu bataklıktan kurtuluştur.

Vermek; zengini kibirden, fakiri ezilmişlikten muhafaza eder. Haset ve kin yerine muhabbet ve kardeşlik meydana getirir.

Dünya hayatı geçici, ahiret ise ebedidir. Kabre bizimle gelecek olan, ahirette bize yoldaş olacak olan ne servetimiz ne makamımız ne de ünvanımızdır. Orada imanımız, salih amellerimiz ve Allah için verdiklerimiz bize eşlik edecektir.

İçinde bulunduğumuz Ramazan-ı Şerif’te yerine getirmemiz icap eden mühim bir vazife de Fıtır sadakasıdır.

Fıtır sadakası, Ramazan-ı Şerifin sonuna yetişen ve temel ihtiyaçlarından başka en az nisap miktarı bir mala sahip bulunan her Müslüman için kendisi ve bakmakla mükellef olduğu küçük çocukları adına verilmesi vacip olan bir sadakadır.

Fıtır sadakası orucun kabulüne, ölümün şiddet ve dehşetinden, kabir azabından kurtuluşa vesiledir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

“Ramazan-ı Şerif ayı(nın orucu) sema ile arz arasında asılıdır. Allah-ü Teâlâ’ya ancak sadaka-i fıtır (eda edilmek) ile yükseltilir (yani kabul olunur).”[5]  buyururken buna işaret etmişlerdir.

Fıtır sadakası Ramazan Bayramı’nın birinci günü fecrin doğuşundan itibaren vacip olur, fakat fakirlerin ihtiyaçlarını bayramdan önce giderebilmeleri için önceden verilmesi efdaldir. Bayram namazından önce verilemediği takdirde fıtır sadakası zimmetten düşmez. Mutlaka verilmesi icap eder.

İçinde bulunduğumuz Ramazan-ı Şerifin günlerinin bitmeye yüz tuttuğu şu günlerde zekât, sadaka-i fıtır ve mali ibadetlerimizin hesabını bir an önce yapıp mesuliyetten kurtulmalıyız.

[1] Bakara, 261

[2] Al-i İmran, 92

[3] Sebe’, 39

[4] Müslim, El-birr, 2588

[5] Münavi, Feyzul-Kadir, 4905

Şeytan Ne İle Korkutur?

Evveli Rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluş olarak müjdelenen Ramazan-ı Şerifin son on gününe yaklaşıyoruz. İlk günlerdeki Rahmet, mağfiret sağanağı hız kesmeden devam etmekte ve son on gün, kulların Cehennemden kurtulup Cennetlikler defterine kaydolacağı müjdelenmektedir. Bu müjdeye ve bu günlerin büyük feyz ve bereketine kavuşmak isteyenler, Ramazan-ı Şerifin son on günü girdiğinde gevşemek şöyle dursun ibadet, taat, dua ve ilticaya daha çok ağırlık vermekte; kendilerini cehennem ateşinden kurtaracak olan, zekat sadaka-i fıtır ve diğer hayır ve hasenatlarını artırmaktadırlar.

Son on gece Leyali-i Aşera, yani ayet-i kerimede esrarına yemin edilen on mübarek gecelerdendir.
Bu Rahmet iklimi içerisinde, Ramazan-ı Şerifte yaptığımız bütün ibadetlerimizin eksiklerini giderecek, adeta Ramazan-ı Şerifin ve Oruçların Sehiv secdesi sayılan ve 
kısaca fitre dediğimiz Sadaka-i Fıtır’dır.

Fitre; Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarının dışında nisap miktarı mala sahip bulunan her Müslüman’ın vermesi vâcib olan sadakadır.

Fıtrat yani yaratılış sadakası demektir. 

Hz.Allâh’ın bizleri en güzel varlık olarak yaratmasına mukabil bir teşekkür; Ramazan ayına kavuşma, rahmet-mağfiret ve feyzinden istifâde etme nimetine bir şükürdür.

Nisap miktarı ise zekâtla aynıdır. Ancak zekâtta olduğu gibi malın üreyici olması ve üzerinden bir sene geçme şartı yoktur.

Kişinin bakmakla yükümlü olduğu şahıslara da vâciptir.

Veliler çocuklarının yerine de fitre verirler.

Fitrenin Vâcib olma vakti Ramazan bayramının birinci günü fecrin doğuşundan başlayıp bayram namazından çıkma anına kadardır. Bununla beraber vaktinden evvel de verilebilir. Tabî ki efdal olan, fakir ve yoksulların ihtiyaçlarını bayramdan evvel karşılayabilmeleri için, önceden veya vaktinde vermektir.

Fitrenin miktarı, kişinin kendi yediğinin ortalamasından,bir günlük; yani iki öğünlük yemek bedelidir. Her sene hesaplanıp camilerin girişlerinde ilan edilir.

Ancak, mümkünse o miktarın da üstüne çıkmaya çalışmak akıllıca bir iştir.

Çünkü sene içerisinde vereceğimiz hiçbir sadaka bunun yerini tutmayacaktır.

Rahatsızlığından dolayı oruç tutma imkânı olmayanların vereceği oruç fidyeleri de aynı miktardadır. Fitrenin veriliş yerleri zekat ile aynıdır.

Peygamber Efendimiz(sav) bayram namazını kılmazdan evvel eshâbına sadaka-i fıtır ile emreder ve hutbemin başında okuduğumMuhakkak sadaka-i fıtrını veren kurtuldu” meâlindeki âyet-i kerîmeyi okurlardı. (A’la 14.)

Ayrıca hadîs-i şeriflerinde de fitre ile alakalı olarak şöyle buyururlardı:  

”Sadaka-i Fıtır, Oruçlu için hatalı ve çirkin sözlerden temizlik, yoksullar için yemektir. Kim onu bayram namazından önce verirse o makbul bir sadakadır,kim de bayram namazından sonra verirse o sadakalardan (herhangi) bir sadakadır.”

“Ramazan orucu, semâ ile arz arasında askıdadır. Oradan yukarı ancak sadaka-i fıtır ile yükselir.”

İnsani bir meziyet olan Sadaka ve iyilik dinimizde daima teşvik edilmiştir.

Ayeti kerimede şöyle buyrulur:

Şeytan, fakirleşirsiniz diye korkutup, size cimriliği, çirkin şeyleri emreder, sadaka verdirmek istemez.Hz.Allah ise kendi lütfundan size mağfiret ve bol nimet vadediyor. Allah’ın ihsanı geniştir, her şeyi hakkıyla bilendir.”(Bakara 268)

Hadisi şeriflerde ise şöyle buyrulur:

Sadaka vermek malı eksiltmez. Kul başkalarının hatalarını bağışladıkça Allah’da onun şerefini artırır, Kul Allah için tevazu gösterdikçe Allah da onu yükseltir.” (Müslim, Birr 69)

Hastalıklarınızdan sadaka ile kurtulun, Zekat ile mallarınızı koruyun…”

Sadaka belâları defeder, ömrü uzatır, kötü ölüme mani olur.”

”Sadaka vermekte acele edin. Çünkü bela, sadakayı geçemez.” (Beyhaki)

Rızkı çoğaltmak için

ÇOK İNFAK EDENİN RIZKI DA ÇOĞALIR: Meşhûr Siyer âlimi Vâkıdî (rah.), Abbâsî Halîfesi Me’mûn’a borçlarının çokluğunu bildiren bir arzuhâl yazdı. 

Halîfe, arzuhâlin üzerine şunları not etti: 

“Sen kendisinde şu iki haslet bulunan bir kimsesin: Cömertlik ve hayâ. Cömertliğin sebebiyle elindeki malı tutmayıp ihtiyaç sahiplerine veriyorsun. Hayâlı olman sebebiyle de -başkalarından istemediğinden dolayı- içinde bulunduğun hâle dûçâr oluyorsun. Sana yüz bin dirhem verilmesini emrettik. Eğer bu miktar murâdına muvâfık ise sen cömertliğini artır. Yok, eğer değilse suçu kendi nefsinde ara. Çünkü sen babam Hârûn-ı Reşîd zamanında Kâdı iken bana şöyle bir hadîs-i şerîf rivâyet etmiştin:

“Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), Zübeyr (r. anh) Hazretlerine buyurdular ki:

“Ey Zübeyr! Rızık anahtarları Arş-ı A’lâ’nın kenarındadır, Allah kullarına rızıklarını infâklarına (hayır ve hasenâtlarına) mütenasip olarak indirir. Kim infâkı çok yaparsa rızkı da ona göre çoğalır. Kim infâkı az yaparsa ona da rızkı azaltılır.” 

Vâkıdî (rahimehullah) diyor ki: Ben bu hadîs-i şerîfi unutmuş idim, bunu hatırlatmasına, bana olan iyiliğinden daha çok hayran oldum. (Rebîu’l-Ebrâr, Zemahşerî) 

Dilenciyi Sevindirmenin Neticesi

Şiddetli bir kıtlık hüküm sürmekte idi. Açlıktan kıvranan halk dilenciliğe başlamak zorunda kalmıştı, işte bu sırada zengin bir adamın bir üvey kızı vardı. Zengin adam bu üvey kızını evinde bir esir gibi çalıştırır ve ona etmedik eziyet bırakmazdı.
Bir gün kızcağız evde ekmek pişirirken eve bir dilenci geldi, kendisinden bir miktar ekmek istedi. Üvey babasından haddinden fazla korkan kız, Allah’tan daha fazla korkuyordu ki; adama iki parça ekmek verdi. Dilenci sevinçle ekmeği alıp giderken kızın babalığı da eve geldi.
Kıza:
-Ekmeği sen mi verdin?, diye sordu.
Kız kendisinin verdiğini söyleyince de, adam kıza öyle eziyetler etti ki, ne yaptı ise tatmin olmayıp elini kesip sokağa attı.
Kızı tanıyanlar, ona bir iki sene baktılarsa da, olacak gibi değildi. Kız millete yük olmaktan bıkmıştı. Çalışacak bir iş de bulamadığından dilenmeye karar verdi. Kendisini tanımayan bir diyara gidip ıkına – sıkına bir evin kapısını çaldı. Evi açan bir erkekti. Kız, gayet mahcup bir vaziyette:
-Allah rızası için bana yardım eder misiniz? dedi. Adam o yaşta dilenen kıza acımıştı. Dikkatli dikkatli kızın yüzüne bakmaya başlayınca kız gerisin geriye döndü. Kız bu zamana kadar nereye gitse, herkes hırsızlık yapmış da eli kesilmiş sanarak bir işi güvenmedikleri gibi iyilik de yapmak istemiyorlardı. Kızcağız o adamı da aynı fikirde sanmıştı. Fakat kız daha kapıdan uzaklaşmadan adam arkasından seslendi. Çaresiz kalan kızcağız ne diyecek diye geri dönmüştü. Adam ona kimsesi olup olmadığını sordu. Kız yaşlı gözlerle kimsesinin olmadığını söyleyince de, adam kıza evlenmek teklif etti. Adam kızın elinin kesik olduğunun farkına varmamıştı. Yaşı kemâle ermiş olan kız hemen evliliği kabul etti.
Düğün merasimi yapıldı, nikâhları kıyıldı, zifaf gecesi beraber yemek yiyorlardı. Adam iyice dikkat ettiğinde anladı ki, kız hep bir eliyle yemek yiyor. Ekmeği de aynı eliyle koparıyor yemeği de aynı eliyle yiyor, kızın sıkıldığından bunu yaptığını sanan adam:
-Neden iki elinle yemiyorsun? diye sordu.
Kız o zamana kadar elinin kesik olduğunu belli etmemişti. Çünkü bıkmıştı el arasında dolaşıp durmaktan. Ne yapacağını şaşırdı. Elinin kesik olduğunu söylese belki de adam hırsızlık yaptığını sanarak evliliği terk edecek, meseleyi anlatsa belki de inandıramıyacaktı. Çok müşkül bir durumda kan – ter içinde kalan kıza Allah tarafından bir ilham geldi:
-«Kesik olan elini çıkar! Korkma, biz senin elini iade ettik» deniyordu. Mütereddid bir halde eline bakan kız hakikaten elinin yerinde olduğunu görünce çok sevindi ve kendisini mahcup olmaktan kurtardığı için Allaha şükürler etti. Evlilikleri mutlu bir şekilde devam ediyordu. Kadın, başından geçen hâdiseyi münasip bir şekilde kocasına anlatıp, o zamana kadar elinin çolak olduğunu ve o anda elinin Allah tarafından iade edildiğini söyleyerek, bunun da bir dilenciye ekmek verdiği için başına geldiğini söyledi. Meseleyi hatırlayan adam:
-Senden o ekmeği alan fakir bendim, fakat Allah’a hamdolsun ki, şimdi o fakirlikten kurtuldum, diyerek o da kendisini tanıttı. İki kader arkadaşı, hayatlarını böyle sürdürürken bir gün yemek yiyecekleri bir sırada kapıları çalındı. Baktılar ki, üstü – başı perişan bir adam kapıya gelmiş bir parça ekmek istiyor. Kız onun kendisinin elini kesen babalığı olduğunu tanıyıp, kocasına da söyledi. Fakat onlar, hiç belli etmediler, ellerinden geldiği kadar ona iyilik ettiler ve mümkün mertebe gönlünü alıp gönderdiler.
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 9/285-286

***

DİLENCİYİ KİM KONUŞTURUR?

Bir Lokma Sadakaya Bir Lokma ile Mükâfat

Çarşıdan Alınan Bir Nar, Evde Nasıl On Tane Oldu?

 

 

SADAKANIN KARŞILIĞI

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

“Sahrâda yolculuk yapmakta olan bir adam, yolculuk esnâsında, bir buluttan ‘Falanın bahçesini sula!’ diye bir ses duydu. Bulut hemen bir taşlık yere doğru hareket etti ve suyunu oraya boşalttı. Adam, suyun tamamının derelerden birinde toplandığını gördü ve suyu takip etti. Bir de baktı ki, bir adam bahçesinde, elindeki kürekle suyu oraya buraya çevirip bahçesini suluyor. Ona: 

Ey Allâh’ın kulu! Adın nedir? diye sordu. 

Adam, kendisinin daha önce buluttan duyduğu ismi söyledi, sonra da: 

Ey Allahın kulu! Adımı neden sordun? dedi. O da: 

Ben şu suyu yağdıran buluttan, senin adını söyleyerek ‘Falanın bahçesini sula!’ diye bir ses duydum da onun için soruyorum. Sen ne yapıyorsun ki bu lütfa mazhar oluyorsun? dedi. Bahçe sahibi: 

Mâdem ki soruyorsun, söyleyeyim: Ben bu bahçemden çıkan mahsûle bakarım; üçte birini sadaka olarak dağıtırım, üçte birini çoluk-çocuğumla birlikte yerim, üçte birini de tekrar bahçeme ekerim, dedi.” (Sahîh-i Müslim)

İNSAN ÖMRÜ

İnsanın ömrü, kısa veya uzun olmakla, çok ya az yaşamakla değil, faydalı oluşuyla ölçülür. Allahü Teâlâ’dan gâfil ve nefs ü hevâsına esir olan kişi, çok yaşasa da, vaktini hayra sarf etmediğinden, menfaat azlığı bakımından kısa ömürlüdür. Fazîlet ve kemâlât sahibi, az da yaşasa, vaktini hayırlı iş ve hizmetlerde kullandığından uzun ömürlüdür. “Sadaka belâyı def eder, ömrü artırır” hadîs-i şerîfi buna delildir.Şu halde faydalı ömür, zaman miktarına göre değildir. Çünkü kısa ömürlü biri, uzun ömürlünün elde edemediği binlerce faydalı işlere, sayısız hayır ve iyiliğe muvaffak olur ve ölümünden sonra da nice hayır duâlar kazanmakla, uzun ömürlü sayılır.Kemâl sahipleri insanlığın hangi kısmını tamamlamak için gelirlerse, hayırdan hangi işin ikmâli mukadderse, o vazifenin ikmalinden sonra hakikat âlemine intikal ederler. Çünkü dünyada faydasız durmak, hayvanî hayat sürmek olduğundan abestir.Ezelde kaabiliyet verilen kimse, az yaşasa dahî kaabiliyeti sebebiyle feyze mazhar olur da ömrün kısalığı ona zarar vermez. Ömürleri, geçmiş ümmetlere nispetle kısa olduğu halde, “Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz” (S. Âli Imran 110) nazm-ı celîli hükmünce bu ümmet, ümmetlerin en üstünü olup hiç bir millete nasip olmayan hayırlara kavuşmuştur. (Hikem Şerhi)

***

İlgili Konular

1 –  Sadaka Hakkında Hadis-i Şerifler tıklayınız.

2 – Çarşıdan Alınan Bir Nar, Evde Nasıl On Tane Oldu? tıklayınız.

SADAKA ÖMRÜ UZATIR, BELAYI DEFEDER

odunn

Sâlih aleyhisselamın kavminde halka eziyet eden bir adam vardı. İnsanlar:

“Ey Allâh’ın Nebîsi! Şu adamdan kurtulmamız için duâ edin” dediler. Hz. Sâlih:

“Gidiniz, muhakkak isteğiniz olmuştur” buyurdu.

O adam her gün odun toplamaya çıkardı. O gün de yanında iki parça ekmekle odun toplamaya çıktı. Birini yedi, diğerini sadaka olarak verdi. Odununu toplayıp sağ salim geri döndü.

Şikâyet edenler hemen Sâlih aleyhisselâmın yanına geldiler ve:

“Bu adam başına hiçbir şey gelmeden odunuyla sağ salim geldi” dediler.

Hz. Sâlih adamı çağırttı ve:

“Bugün ne yaptın” diye sordu. Adam:

“Yanımda iki parça ekmek alıp odun toplamaya çıktım, birini sadaka verdim, diğerini yedim” deyince;

“Yükünü çöz” buyurdular.

Çözdüğünde odunlar arasına siyah bir yılanı da odun diye aldığını gördü. Sâlih aleyhisselâm:

“İşte şu verdiğin sadaka sebebiyle ölümden; bu yılanın sokmasından kurtuldun” buyurdular. (İmâm Ahmed, Kitâbü’z-Zühd)

Kaynak : http://www.fazilettakvimi.com/tr/2015/9/5.html

Ölümü nasıl geciktirildi?

SADAKA ÖMRÜ UZATIR MI?

SADAKA HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

Neler sadakadir ?

Sadaka Hakkında Hikaye

Dünyada Yapılan İyiliklerin Dünyadaki Karşılığı Bire Ondur.

Çarşıdan Alınan Bir Nar, Evde Nasıl On Tane Oldu?

DİLENCİYİ KİM KONUŞTURUR?

 

……..Bir dilenci dilenirken sesini yükselterek Allah için bana verin diye bağırır, bunu kendi söylemez, senin ona yardım etmen için ve sana halini duyurmak için bunu ona Allah söyletir. Dikkat edecek olursanız o dilenci, Allah’ın adıyla sana iltica etmiş durumdadır. O seni Allan menzilesine indirmiş oluyor. Bundan dolayı senin ona yardım edip vermen ve onu memnun etmen icap eder. İş olarak ve amel olarak bundan daha şerefli ne vardır?…..

 Hz.Hasan Efendimiz şöyle der, verilen sadaka ve yapılan yardım ahiret gününde o fukara tarafından yükümün hafifliğine sebep olur.

 Kaynak Fükuhat-ı Mekkiye(Muhyiddin-i İbn-i Arabi) Sayfa 539-540

 ***

Ölümü nasıl geciktirildi?

Kasabın biri, havarilerden bir cemaatle beraber (olan) İsâ Aleyhisselâm’a uğradı. Isa Aleyhisselâm havarilere:

-“Öğlen vaktinde bu adamın cenazesine hazır olun” dedi.

Öğlen vakti olduğunda adam ölmedi. Cebrail Aleyhisselâm nazil oldu. Isa Aleyhisselâm ona sordu:

-“Sen bu kasabın öleceğini bana haber vermedin mi?”

Cebrail Aleyhisselâm:

-“Evet!” dedi.

-“Ölümü nasıl geciktirildi?” Cebrail aleyhisselâm:

-“Lakin bu kişi. bundan sonra, üç çörek ekmek sadaka verdi ve böylece sadaka verdiği üç çörek sebebiyle ölümden kurtuldu.” buyurdular. [1]

[1] İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/714-715.

***

SADAKA ÖMRÜ UZATIR MI?

Büyük Peygamberimiz Hazreti Fahri Alem bir gün mescitte otururken bir genç görmüş ve ona bakmış.O genç gidince yanındakilere demiş ki:

-Şu genç yarın ölecek, Levh-i mahfuzda(*) öyle gördüm.

Ertesi gün olmuş genç yine görünmüş.Ve bu görünüş uzun zaman devam etmiş. Ashabı kiram şaşırmışlar. Çünkü Fahri Nebi bu genç için ölecek buyurmuştu.Bu nasıl odluda yaşıyor.Sordular:

-Ya Resulü Azam bu genç için dün ölecek buyurmuştunuz. Büyük Peygamber tebessüm etti:

-Evet öyle demiştim. Fakat genç dün evine giderken bir fakire sadaka verdi. Bu fakir ona içten:

-Allah senden razı olsun. Ömrünü uzun etsin!diye dua etti.Allah’ta onun ömrünü uzattı.

-Peki ya Rasülallah bir adamın ömrü nasıl uzar?

-Allah dünyada herkese bir yaşama müddeti vermiştir.Fakat birde o insanın kabir alemi vardır. Bu kabir alemi kıyamete kadar sürer.İşte o gencin kabir alemden Cenabı hak dünya alemindeki ömrüne zam yapmıştır.(Yanı burada Hazreti Nebiyi Zişan buyuruyor ki: İnsanın ömrü yalnız dünyaya mahsus değildir birde alemi berzah 2nci misal)denilen bir yer vardır. Dünya alemiyle alemi berzah bir tutulur.Yani berzah dünya aleminin bir devamıdır. Burada eksik olarak vefat eden müminler alemi berzahta ibadetine devamla tekmil olunurlar)büyük Peygamber sözünü şu hadisi şerifle bitirdi:

”Essadakatü terüddül bela ve tezyidil ömür”(Sadaka belayı defeder ömrü uzatır.)

Kaynak:Fütühat-ı Mekkiye Muhyiddin-i İbn-i Arabi 604-605

***

 (*) Levh-i mahfuz,olmuşların ve olacakların, zamandaki bütün anların ve mekandaki bütün varlıkların, kısacası, her şeyin yazılı bulunduğu bir İlâhî muhafaza levhası; İlahi ilmin aynası, kaderin defteri, kâinatın programıdır.

****

SADAKA HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER
Neler sadakadir ?
Sadaka Hakkında Hikaye
Dünyada Yapılan İyiliklerin Dünyadaki Karşılığı Bire Ondur.
Çarşıdan Alınan Bir Nar, Evde Nasıl On Tane Oldu?

MÜMİN ÖLÜMÜN ACISINI NEDEN HİSSETMEZ?

Sessiz çığlık: ÖLÜM

Ecelden kaçarken, eceline koşmak.

Ölüm

Azraille Arkadaş

MEZARLIKTA SEVAP PAYLAŞIMI

Ecel geldiği zaman göz görmez olur.(Süleyman Aleyhisselam ve Hüdhüd Kuşu)

Teslimiyet Nasıl Olmalı?musibetAzrail (A.S.)’ın İki YüzüAzrail (A.S.)'ın İki Yüzü

“Ziyaretçi misin, yoksa canımı almaya mı geldin?”20201209_233010_0000

Reklam

Akvaryum Süsleri 

HÂLİS NİYET

kum“Bir kimse bir iyilik yapmaya niyetlenir de onu yapamazsa, Allâh kendi nezdinde o kimsenin niyetine karşılık tam bir sevâb yazar. Eğer niyet eder ve o iyiliği yaparsa, o kimsenin iyiliğine karşılık on sevaptan yedi yüz katına kadar sevab yazar.” (Hadîs-i Kudsî, Müttefekun aleyh)

İmam-ı Gazâlî (rh.) İhyâ’da şöyle anlatır: Geçmiş ümmetlerden bir zahit, bir kum yığınının yanından geçer ve kendi kendine:

“Bu kum yığını kadar buğday unum olsa onu derhal fakirlere sadaka verirdim” der. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ, zamanın peygamberine şöyle vahyeder:

“Falan kişiye söyle! Amel defterine o kum yığını kadar un sadaka vermiş gibi sevap yazmayı Allâhü Teâlâ onun için vacip kılmıştır.”

Kaynak : Fazilet Takvimi 29/10/2012

Halis Niyet Hakkında hikaye tıklayınız…