Bizleri yoktan var eden Yüce Mevla’mız; zamanı geldiğinde bu imtihan dünyasına göndermekte, imtihanı tamamlayanı da geri almaktadır.
Bu gelişlerimiz, Cenabı Hakkın ezelde takdir ettiği şekilde anne ve babalar vasıtası ile olmaktadır. Evlat, anne ve baba için yeryüzünün en büyük zenginliği ve en tatlı nimetidir. Bununla beraber, evlat ile nimetlenen kimselere onlarla alakalı mesuliyetler de yüklenmiştir.
Evladına güzel bir isim koymak, en güzel bir şekilde yetiştirmek, rızıklarını helalinden temin etmek, aralarında adaletli davranmak, vakti geldiğinde münasip biri ile evlendirmek ve belki de en zoru; ama en mühimi, onları İslami bir terbiye ile yetiştirmek, bu vazifelerdendir.
Bu mesuliyetlerin şuurunda olan her Müslüman, evlat yetiştirirken;
Onların maddi ihtiyaçları için hiçbir fedakârlıktan kaçınmadığı gibi, manevi ihtiyaçları hususunda da aynı hassasiyeti gözetir. Aksi halde, onların sadece dünyalığını düşünüp, manevi hayatını ihmal etmek, veya olayların kendi akışına bırakıp; vakti zamanı gelince kendi isteğiyle öğrensin,örtünsün,namaza başlasın gibi sadece güzel temennilerle yetinmek, hem kendimizin hem de çocuklarımızın felaketi ve ebedi mahrumiyeti ile sonuçlanabilir.
Bu, hiç birimizin arzu etmediği ve telafisi olmayan bir durumdur.
Enfal suresinin 28. ayeti kerimesinde şöyle buyrulur:
”İyi biliniz ki mallarınız ve evlatlarınız sizin için muhakkak bir imtihandır.
Esas büyük mükâfat ise Allah (cc) katındadır”.
Hepimiz imtihan dünyasındayız. Bu da bir İmtihan olduğuna göre, elbette farklı zorlukları olacaktır.Bunda muvaffak olmak, önce sağlam bir inanç ve niyet ister. Fedakarlık, sabır, dikkat, dua ve iltica ister. Ancak, bu hususta gösterilen en küçük bir gayret ve fedakarlık bile bir ibadettir,Allah yolunda cihattır…
Samimiyetle gayret edenler, Ayeti kerimede müjdelenen, Allah (cc) katındaki o büyük mükâfata kavuşacaklardır.
Hadisi şerifte müjdelendiği üzere; çocuğun okuduğu bir besmele,anne ve babası için,onu öğrenmesine vesile olanlar için rahmettir,mağfirettir,derecedir. (Müslim, Vasiye, 4310)
Evlatlarımızı nasıl terbiye edeceğimizle alakalı Sevgili Peygamberimiz (sav) bizlere yol göstermektedir.
(Hadisi şerifte; ”Çocuk yedi yaşına gelince ona namazı emredin.” buyrulur. (Ebu Davud)
Demek ki terbiye küçükken başlar. Namazla muhatap olan bir çocuk, evvela namaz kılmayı, bununla alakalı dua ve sureleri de öğrenmiş olmalıdır. Çünkü namaz dinin direğidir.Ecdadımız dört yaşını dört ay geçince Kur’an öğretmeye başlardı.)
Hadisi şerifte şöyle buyrulur:
‘‘ Çocuklarınızı şu üç haslet üzerine terbiye edin: Peygamberinizin sevgisi, onun ehlibeyt (ve ashabının) sevgisi ve kuran-ı kerim okumak. Çünkü Kuranı okuyup onun ilmini öğrenip öğreten,(onunla amel edenler) Hz.Allahın arşının gölgesinden başka, hiç bir gölgenin bulunmadığı bir günde (yani Mahşer gününde, Peygamberlerle ve sıddıklarla beraber) arşın gölgesinde bulunurlar. ’’ (Muhtarul Ehadis s: 7-8)
Hadisi şeriflerdeki müjdeler şöyle devam ediyor:
“Mahşer günü Kur’ân ehlinin, âhiret mülkü sağ eline, ebediyet sol eline verilir, başı üzere vekâr tâcı konulur. Ana ve babasına dünya ehlinin kıymet biçmekte âciz kalacakları cennet elbiseleri giydirilir. Ana ve babası:
“Bunlar bize ne sebeple giydirildi? “diye sorarlar, “Evladınızın Kur’ân-ı Kerîm’e devam etmesi hürmetinedir” denilir. Sonra o Kur’an ehline:
“Oku ve cennetin yüksek derecelerine ve köşklerine yüksel” denilir.
O, Kur’ân-ı Kerîm’i -sür‘atli yahut yavaş okudukça yükselmeye devam eder.” “Muhakkak cennette Kur’ân-ı Kerîm’in âyetleri kadar derece vardır.” (Müsned)
Bu ikramlara nail olanlara ne mutlu!
