Etiket arşivi: fakirlik

ŞÜKÜR, NİMETİN ARTMASINA VESİLEDİR.

Allâhü Teâlâ, İbrahim Sûresi’nin 7. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmuştur -meâlen-: “Ve düşünün ki Rabb’iniz şöyle ilan buyurdu: Eğer siz şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım…

Ebû Abdullah el-Hâris er-Râzî rahimehullâh’tan şöyle rivâyet olunmuştur:

Allâhü Teâlâ, peygamberlerinden birisine şöyle vahyetmiştir: “Ben, falan kulumun ömrünün yarısının fakirlik, diğer yarısının da zenginlikle geçmesini takdir ettim. Kendisine sor, hangisini isterse onu önce vereyim.”

O peygamber de o zâtı çağırıp gelen vahyi kendisine haber verdi. O zât da “Ailemle istişare ettikten sonra size haber vereyim.” dedi. Ailesinin yanına dönüp haberi verdiği vakit hanımı, “Zenginliğin fakirlikten önce olmasını isteyelim.” dedi. Adam, “Zenginlikten sonra fakirlik zor olacaktır. Fakirlikten sonra zenginlik ise pek güzel, tatlı olur.” dedi. Hanımı, ısrar edince o zât da peygamberine gidip, ömrünün ilk yarısının zenginlik ile geçmesini arzu ettiğini bildirdi.

Allâhü Teâlâ, onların dünyevî imkânlarını genişletti ve onlara zenginlik kapılarını açıverdi. Hanımı, “Eğer bu zenginlik nimetinin elinden gitmesini istemiyorsan, o nimetlerin şükrünü eda et ve insanlara karşı cömert ol.” dedi. Adam da öyle yaptı. Mesela ne zaman kendisine bir elbise alacak olsa, kendisi ile beraber bir fakire de elbise alırdı.

Adamın ömrünün yarısı zenginlikle geçip tamam olduğu vakit, Allâhü Teâlâ, peygamberine tekrar vahyederek, “Falanca kulumun ömrünün yarısını fakirlik, yarısını da zenginlik ile geçmesini takdir etmiştim. Fakat kulumu, nimetlerime şükreder bir hâlde buldum. Şükür ise nimetin artmasına vesiledir. Kuluma bildir; nimetime olan şükrü sebebiyle ömrünün diğer yarısında da ona zenginlik ihsan eyledim.” buyurdu

NİMETLERE ŞÜKÜR.

ŞÜKÜRLER OLSUN.

Rızık az veya çok verilince ne yapmak gerekir.

Nimete Şükür, Belalara Sabır etmek.

‘Şükür Bayramı’ nasıl ‘Şeker Bayramı’ oldu?

Dilenciyi Sevindirmenin Neticesi

Şiddetli bir kıtlık hüküm sürmekte idi. Açlıktan kıvranan halk dilenciliğe başlamak zorunda kalmıştı, işte bu sırada zengin bir adamın bir üvey kızı vardı. Zengin adam bu üvey kızını evinde bir esir gibi çalıştırır ve ona etmedik eziyet bırakmazdı.
Bir gün kızcağız evde ekmek pişirirken eve bir dilenci geldi, kendisinden bir miktar ekmek istedi. Üvey babasından haddinden fazla korkan kız, Allah’tan daha fazla korkuyordu ki; adama iki parça ekmek verdi. Dilenci sevinçle ekmeği alıp giderken kızın babalığı da eve geldi.
Kıza:
-Ekmeği sen mi verdin?, diye sordu.
Kız kendisinin verdiğini söyleyince de, adam kıza öyle eziyetler etti ki, ne yaptı ise tatmin olmayıp elini kesip sokağa attı.
Kızı tanıyanlar, ona bir iki sene baktılarsa da, olacak gibi değildi. Kız millete yük olmaktan bıkmıştı. Çalışacak bir iş de bulamadığından dilenmeye karar verdi. Kendisini tanımayan bir diyara gidip ıkına – sıkına bir evin kapısını çaldı. Evi açan bir erkekti. Kız, gayet mahcup bir vaziyette:
-Allah rızası için bana yardım eder misiniz? dedi. Adam o yaşta dilenen kıza acımıştı. Dikkatli dikkatli kızın yüzüne bakmaya başlayınca kız gerisin geriye döndü. Kız bu zamana kadar nereye gitse, herkes hırsızlık yapmış da eli kesilmiş sanarak bir işi güvenmedikleri gibi iyilik de yapmak istemiyorlardı. Kızcağız o adamı da aynı fikirde sanmıştı. Fakat kız daha kapıdan uzaklaşmadan adam arkasından seslendi. Çaresiz kalan kızcağız ne diyecek diye geri dönmüştü. Adam ona kimsesi olup olmadığını sordu. Kız yaşlı gözlerle kimsesinin olmadığını söyleyince de, adam kıza evlenmek teklif etti. Adam kızın elinin kesik olduğunun farkına varmamıştı. Yaşı kemâle ermiş olan kız hemen evliliği kabul etti.
Düğün merasimi yapıldı, nikâhları kıyıldı, zifaf gecesi beraber yemek yiyorlardı. Adam iyice dikkat ettiğinde anladı ki, kız hep bir eliyle yemek yiyor. Ekmeği de aynı eliyle koparıyor yemeği de aynı eliyle yiyor, kızın sıkıldığından bunu yaptığını sanan adam:
-Neden iki elinle yemiyorsun? diye sordu.
Kız o zamana kadar elinin kesik olduğunu belli etmemişti. Çünkü bıkmıştı el arasında dolaşıp durmaktan. Ne yapacağını şaşırdı. Elinin kesik olduğunu söylese belki de adam hırsızlık yaptığını sanarak evliliği terk edecek, meseleyi anlatsa belki de inandıramıyacaktı. Çok müşkül bir durumda kan – ter içinde kalan kıza Allah tarafından bir ilham geldi:
-«Kesik olan elini çıkar! Korkma, biz senin elini iade ettik» deniyordu. Mütereddid bir halde eline bakan kız hakikaten elinin yerinde olduğunu görünce çok sevindi ve kendisini mahcup olmaktan kurtardığı için Allaha şükürler etti. Evlilikleri mutlu bir şekilde devam ediyordu. Kadın, başından geçen hâdiseyi münasip bir şekilde kocasına anlatıp, o zamana kadar elinin çolak olduğunu ve o anda elinin Allah tarafından iade edildiğini söyleyerek, bunun da bir dilenciye ekmek verdiği için başına geldiğini söyledi. Meseleyi hatırlayan adam:
-Senden o ekmeği alan fakir bendim, fakat Allah’a hamdolsun ki, şimdi o fakirlikten kurtuldum, diyerek o da kendisini tanıttı. İki kader arkadaşı, hayatlarını böyle sürdürürken bir gün yemek yiyecekleri bir sırada kapıları çalındı. Baktılar ki, üstü – başı perişan bir adam kapıya gelmiş bir parça ekmek istiyor. Kız onun kendisinin elini kesen babalığı olduğunu tanıyıp, kocasına da söyledi. Fakat onlar, hiç belli etmediler, ellerinden geldiği kadar ona iyilik ettiler ve mümkün mertebe gönlünü alıp gönderdiler.
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 9/285-286

***

DİLENCİYİ KİM KONUŞTURUR?

Bir Lokma Sadakaya Bir Lokma ile Mükâfat

Çarşıdan Alınan Bir Nar, Evde Nasıl On Tane Oldu?

 

 

İMANI İSLAH EDEN HALLER

Allahü Teala hazretleri buyurdu:

             -“Ve muhakkak ki kullarımdan bazıları vardır; onun imanını ancak zenginlik ıslah eder. Eğer onu fakir kılarsam; elbette onu bozmuş olurum.

            Ve kullarımdan bazıları vardır. Onun imanını ancak fakr-u zaruret ıslah eder. Eğer onu zengin kılmış olsam; elbette bunu bozmuş olurum.

            Ve kullarımdan bazıları vardır. O kimsenin imanını ancak sıhhat ıslah eder. Eğer onu hasta edersem; hastalık onu bozar.

            Kullarımdan bazıları vardır ki, bunların imanlarını ancak hastalık ıslah eder. Eğer ona sıhhat verirsem; bu sıhhat onu bozar.

            Ben kullarımın işlerini ilmimle tedbir ettim.

            Ve ben kullarımın kalblerini de biliyor ve haberdarım…”

Bu Hadis-i Kudsi’yi Enes(r.a) hazretleri rivayet etti. “Bahru’l Ulum” da olduğu gibi.                                                        

Kaynak: Ruhu’l Beyan Tefsiri Cilt 15 Sh.267