Etiket arşivi: rızık

İnfakın Fazileti ve Sadaka-i Fıtır

İnfak; Allah’ın bize emanet olarak verdiği malı, imkânı, zamanı ve bilgiyi O’nun rızası için harcamaktır. İnfak, sadece zenginlerin değil, imkânı olan herkesin ibadetidir. Bir tebessüm, bir güzel söz, bir ilim öğretmek dahi infaka dahildir.

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de infak etmeyi teşvik etmiş ve infak edenleri şöyle müjdelemiştir: “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz tane bulunan yedi başaklı bir tohuma benzer. Allah dilediğine kat kat verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”[1]

Bu Ayet-i kerimede infakın bereketi anlatılmıştır. Bir başka ayet-i kerimede ise nefsin istememesine rağmen infak etmenin fazileti beyan edilerek şöyle buyurulmuştur: “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.”[2]

Nefse en zor gelen şeylerden birisi “Allah yolunda infak etmek”tir. Nefis kendi uğrunda yapılan harcamalardan zevk alırken Allah yolunda verilenlerden rahatsız olur da kişinin kalbine fakirlik ve tükenme korkusunu salar. Halbuki Cenab-ı Hak (c.c.) kendi yolunda verilen şeylerin malı eksiltmeyeceği, bilakis yerinin doldurulacağı hususunda şöyle teminat veriyor: “Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”[3]

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurur: “Sadaka malı eksiltmez. Allah affedenin şerefini artırır. Allah için tevazu göstereni ise Allah yüceltir.”[4]

Ayet-i kerimeler ve Hadis-i Şerifler gösteriyor ki Allah yolunda verildiği zaman eksilen mal değildir. Eksilen; hırsımız, bencilliğimiz ve dünyaya bağlılığımızdır. Verilen sadaka ise malı bereketlendirir, kalbi temizler.

Allah yolunda infak sadece maddi bir yardım değildir; aynı zamanda ruhi bir terbiyedir. Cimrilik insan ruhunu daraltan bir bataklık, vermek ise bu bataklıktan kurtuluştur.

Vermek; zengini kibirden, fakiri ezilmişlikten muhafaza eder. Haset ve kin yerine muhabbet ve kardeşlik meydana getirir.

Dünya hayatı geçici, ahiret ise ebedidir. Kabre bizimle gelecek olan, ahirette bize yoldaş olacak olan ne servetimiz ne makamımız ne de ünvanımızdır. Orada imanımız, salih amellerimiz ve Allah için verdiklerimiz bize eşlik edecektir.

İçinde bulunduğumuz Ramazan-ı Şerif’te yerine getirmemiz icap eden mühim bir vazife de Fıtır sadakasıdır.

Fıtır sadakası, Ramazan-ı Şerifin sonuna yetişen ve temel ihtiyaçlarından başka en az nisap miktarı bir mala sahip bulunan her Müslüman için kendisi ve bakmakla mükellef olduğu küçük çocukları adına verilmesi vacip olan bir sadakadır.

Fıtır sadakası orucun kabulüne, ölümün şiddet ve dehşetinden, kabir azabından kurtuluşa vesiledir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

“Ramazan-ı Şerif ayı(nın orucu) sema ile arz arasında asılıdır. Allah-ü Teâlâ’ya ancak sadaka-i fıtır (eda edilmek) ile yükseltilir (yani kabul olunur).”[5]  buyururken buna işaret etmişlerdir.

Fıtır sadakası Ramazan Bayramı’nın birinci günü fecrin doğuşundan itibaren vacip olur, fakat fakirlerin ihtiyaçlarını bayramdan önce giderebilmeleri için önceden verilmesi efdaldir. Bayram namazından önce verilemediği takdirde fıtır sadakası zimmetten düşmez. Mutlaka verilmesi icap eder.

İçinde bulunduğumuz Ramazan-ı Şerifin günlerinin bitmeye yüz tuttuğu şu günlerde zekât, sadaka-i fıtır ve mali ibadetlerimizin hesabını bir an önce yapıp mesuliyetten kurtulmalıyız.

[1] Bakara, 261

[2] Al-i İmran, 92

[3] Sebe’, 39

[4] Müslim, El-birr, 2588

[5] Münavi, Feyzul-Kadir, 4905

SABAH VAKTİ BEREKETTİR

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“Rızık ve ihtiyaçlarınızı, sabah erken vakitte talep ediniz. Zîra sabah vakti, bereket ve muvaffakiyet vaktidir.” 

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem)  bir seriyye göndereceği zaman, günün ilk vaktinde gönderirdi. Binâenaleyh dünyalık işleri ve ihtiyaçları görmek için sabah erken hareket etmek mendûbtur ve berekettir. İbn-i Kemal Paşa (rah.): “İlim öğrenmek için de sabahın erken vakti mendûb görülmüştür.” demiştir.

Günün ilk vakti gençlik ve kuvvet, ikindi vakti ise ihtiyarlık ve bitkinlik vaktidir. 

Hazret-i Fâtıma (radıyallâhü anhâ) şöyle dedi: “Bir gün sabah (namazdan sonra) uzanmış, sabah uykusuna dalmıştım. Resûlullah (s.a.v.) bana uğradı ve mübarek ayağı ile bana dokundu. Sonra; “Kızcağızım! Kalk ve Rabb’inin rızık taksiminde hazır bulun, gâfillerden olma. Çünkü Allah, fecir ile güneşin doğması arasındaki vakitte insanların rızkını taksim eder.” buyurdu. (Şuabü’l-Îmân)

Ashâb-ı Kirâm’dan Sahr bin Gâmidî (r.a.), Resûlullah Efendimizin (s.a.v.); “Ey Allâhım, ümmetim için sabahın erken vaktini bereketli eyle.” diye duâ ettiğini rivâyet etmiştir. Kendisi de ticâret ehli olan Sahr (r.a.) ticâret mallarını sabah erken gönderirdi. Bu sayede servet sahibi olmuş ve malları çoğalmıştır. (Sünen-i İbn-i Mâce)

Evliyâdan Aliyyü’l-Havvâs (rah.) buyurmuştur ki: 

“Allâhü Teâlâ kullarına, bedenlerin gıdası olan maddi rızıkların taksimini sabah fecir doğduktan sonra güneş bir mızrak boyu yükselinceye kadar, ruhların gıdası olan mânevî rızıkların taksimini de ikindi vaktinden sonra güneş batıncaya kadar yapar. Bu iki vakitte uyumak, bunun için bizlere yasak kılınmıştır. Zîra bu iki vakitte uyumak, kişinin kimseye muhtaç olmadığını ve Hak Teâlâ tarafından dağıtılan rızıkların taksimini müşâhede etmeye ehemmiyet vermediğini gösterir.” (el-Uhûdü’l-Kübrâ)

Rızık az veya çok verilince ne yapmak gerekir.

Ne karınca zayıf oldugu için aç kalır,
ne de aslan pençesinin zoruyla karnını doyurur.
“Rızık yalnızca Allah’tandır.”
Kimi insana az verir,
kimine de çok.
Ama ikisini de imtihan eder.
Az verdiğinden SABIR,
Çok verdiğinden ise ŞÜKÜR ister.