Sultan İkinci Mahmud Han, tahta çıktığı ilk günlerde sadrazama devlet işlerinin ve halkın hâlinin ıslahı için bir tembihnâme yazmıştı. Bazı kısımları şöyledir:
Malumdur ki Allâhü Teâlâ şöyle buyurmuştur -meâlen- “…Muhakkak ki biz, seni yeryüzünde halife kıldık. Artık insanlar arasında hak ile hükmet ve hevâya (nefsin arzularına) tâbi olma.” (Sâd Sûresi, âyet 26) Buna göre ben ve vekilim olan sizler adaletle hareket etmekle ve nefislerimize uymamakla memuruz.
Nâil olduğumuz bu devlet ve saltanat, sırf Hazret-i Allâh’ın lütfudur. Uhdemizdeki hilâfet makamının asıl sahibi ancak Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’dir. Sana ilk tembihim şudur:
Cenâb-ı Hakk’ın bizlere emaneti olan bütün ümmet-i Muhammed’in, küçük büyük bütün işlerini, dinimizin emri üzere hak ve adaletle göresin. Dinimizin emir ve yasaklarını icrâda son derece dikkat edesin ki, gerek devletimizde gerek halkımızın tamamında dîn-i mübîn-i İslâm’ın nûrâniyeti apaçık zuhûr edip bütün müminlerin hâlleri iyi olsun.
Gerek sen, gerek âlimler ve devlet adamları, verilen hizmetleri birlik ve beraberlik içerisinde göresiniz, ihtilâf ve nifâka sebep olacak hâllerden, başkalarının işlerine yersiz müdahaleden son derecede kaçınasınız.
Fakirlerin, gariplerin ve zayıfların hallerini merhamet ile araştırıp onları her türlü zulümden muhafaza edesin.
İstanbul’da sâkin olan halkın beş vakit farz namazlarını cemâatle edâ etmelerini temine gayret edersin. Bilhâssa cuma günleri sabah namazı, cemaat ile kılındıktan sonra Fetih Sûresi okunarak ümmet-i Muhammed’in selâmeti için dua ettiresin. İslâm nurunun parlamasına vesile olan bu gibi hâllerin icrâsıyla Peygamberlerin sultanı, Allâhü Teâlâ’nın habîbi, kıyamet günü şefâatçimiz olan Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin ve Ashâb-ı Kirâm’ın ve selef-i sâlihînin yolundan giderek güzelce gayret edesin, dünya ve âhiret saadetine mazhar olasın. Cenâb-ı Hak, cümlenize muvaffakiyet ihsan eyleye. Âmîn. (Yedikıta Dergisi)
