İslam Kardeşliği

Kardeşler; görünüşleri farklı da olsa, aynı anne ve babadan meydana geldikleri için gerektiğinde birbirlerinin hayatlarını kurtarabilecek şekilde kan değerleri uyuşan kimselerdir. Küçük yaştan itibaren birlikte paylaştıkları acıları, sevinçleri, sırları ve hayalleri vardır. Zaman zaman aralarında meydana gelen tatsızlıklar bile, kardeşliğin sıcak atmosferinde çabucak eriyip sevgi ve dayanışmaya dönüşür.

Yüce  İslam dini, dar bir çerçevede kalan nesep kardeşliğini genişletmiş, tüm müslümanları birbirleri ile kardeş ilan etmiştir.

Ali İmran suresinde  şöyle buyrulur: “Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.” (Al-i imran,103)

Demek ki kardeşlik ve muhabbet Allahımızın bir lütfudur, nimetidir.

Ancak; Allahımızın lütfettiği bu kardeşliği muhafaza etmede hepimizin üzerine düşen sorumluluklar ve vazifeler vardır.

 Hz. Ali (k.v.) den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

 “Müslümanın müslüman üzerinde 30 hakkı vardır ki, ondan kurtuluş ancak o hakkın yerine getirilmesi veya müslümanın bağışlaması ile mümkündür”Bu haklardan bazıları şunlardır: Müslüman; din kardeşinin hatasını affeder, ayıbını örter, özrünü kabul eder, düştüğü zaman onu kaldırır, gıybetinin yapılmasına mani olur, ona nasihat etmeyi sürdürür, dostluğunu muhafaza eder, hasta olduğu zaman ziyaret eder, cenazesinde hazır bulunur, davetine icabet eder, selamını alır….”

Yüce Rabbimiz (c.c) Bakara suresinin 208.ayeti kerime’sinde şöyle buyuruyor:

 “Ey iman edenler! Hep birden barışa, selamete dahil olun. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.”

 Rasülullah (s.a.v) Efendimiz de Hadis-i Şeriflerinde müslümanı tarif ederken; “Elinden ve dilinden başkalarının emin olduğu kimsedir” [Tirmizî, Îmân] ifadelerini kullanmış, insanlara zarar vermeyi ve zulmetmeyi yasaklayıp, merhametli olmayı emretmiş; “İnsanlara merhamet etmeyene Allah’ta merhamet etmez buyurmuşlardır. (Riyazüssalihin,1/27.H.No.225)

 İslam tarihi, din kardeşliğinin imrendiren örnekleriyle doludur. Sırf din uğruna yurtlarını, mülklerini, servetlerini bırakıp Mekke-i Mükerreme’ den Medine-i Münevvere’ye hicret eden ashabı kirama Medineli Müslümanların kucak açması; evlerini barklarını, mallarını mülklerini yutkunmadan onlarla paylaşmaları birbirlerinde adeta fani olmaları  bütün Müslümanlar için eşsiz örneklerdir.

 Tarih boyunca Müslümanlar, hususi ile ecdadımız; Ashab-ı kiramın gösterdiği bu güzel kardeşliği kendilerine numune alarak onların yolunda ilerlemişler, geçici dünya heveslerini terk edip, bunun yerine ahiret sermayesi olacak iyilikler, güzellikler peşinde koşmuşlar, birbirlerine yardımı, dayanışmayı, vakıflar kurarak müesseseleştirmişler. O güzellik ruhlarına öylesine sinmiş ki; sadece insana değil, hayvanlara, ağaçlara bile gerekli hassasiyeti gösteren, karıncayı  incitmekten sakınan, kul hakkından son derece korkan, asırlarca dağılmadan sapa sağlam ayakta kalan bir kardeşlik örgüsü ile bezenen muhteşem bir medeniyet kurmuşlardır. Onlardaki imana ve İslam ahlakına sahip olan kimseler; kul hakkından, hayvan hakkından, hatta  yaptığı her şeyden Allaha hesap vereceğinin bilincinde olur. Haksız yere cana kıymak, ortalığı talan etmek, yakıp-yıkmak, sorumsuzca huzuru bozmak şöyle dursun; hiç kimseye, hiç bir şeye zarar vermeye kalkamaz.

 Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki: “Birbirinize buğuz etmeyiniz, birbirinize haset etmeyiniz, birbirinize sırtınızı dönmeyiniz, birbirinizle alakayı kesmeyiniz. Bazınız bazınızın gıybetini yapmasın.  Ey Allah’ın kulları, kardeşler olunuz!..”


GÖNÜLLERE sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın