Müslüman, en büyük velinimetimiz, şefaatçimiz, Peygamber efendimiz (sas)in sünnetlerine sarılmalıdır.
Sünnet, kelime manası itibarı ile yol demektir.
İslami bir terim olarak, İbadetlerde sünnet; farz ve vacipten sonra gelen ve Peygamberimiz(sas) yaptığı için bizim de yaptığımız ibadetlerdir.
Ayrıca; ibadetlerin dışında, yaşayışında tatbik etiği güzelliklerdir. Bunları yapanlar çok büyük sevap ve derece kazanır, peygamberimiz(sas)in şefaatine yaklaşır.
Terki ise günah değil, ama büyük mahrumiyettir.
Sünnetin diğer bir manası; Kur’an-ı Kerimden sonra dinimizin ikinci kaynağı olarak, Resulullah Efendimizin mübarek sözleri, fiilleri ve başkaları yaptığında hoş gördüğü şeylerdir. Bunlar dini hükümlerde bizim için kesin bir delildir.
Çünkü, ayeti kerimede buyrulduğu üzere, ”O kendi hevasından konuşmaz; ancak kendisine vahyedilen şeyi söyler.”(Necm suresi,3-4)
Sünnet; geniş manası ile Resulullah (sas) in temsil ettiği hayattır. Ayeti kerimede şöyle buyrulur:
”And olsun ki sizin için, Hz. Allahın rızasını ve Ahiret günündeki o büyük mükâfata kavuşmayı umanlar ve Allahı zülcelali çok zikredenler için Resulullah’ta güzel bir numune-i imtisal, güzel bir örnek vardır.” (Ahzab suresi,21)
Kur’an-ı Kerim ve dini hükümler Peygamber efendimiz (sas)in zamanı saadetlerinde 23 senede ağır ağır tedvin oldu.
Ashabı Kiram, her hangi bir mesele olunca Resulullah (sas)efendimize sorarlardı. O da bazen cevap verir bazen de gelecek vahyi bekler, ona göre karar verirdi.
Ashabı Kiram, kalpleri Resululah’a tam bağlı bir vaziyette, daima ondan gelecek talimatlara bakarlardı.
Sevgili peygamberimiz (sav), kendinden sonra kıyamete kadar gelecek ümmetlerine bu dini tebliğ etmeleri için ashabını yetiştirdi.
Hatta onlardan bazılarına farklı salahiyetler de verdi.
Mesela; Abdullah İbn-i Mesud ve Zeyd bin sabit gibi zatların Kur’an-ı Kerimi okumakta, Muaz ibn-i Cebel ve Hz.Ali efendimizin Fıkıhta üstünlüğü gibi, daha bir çok sahabe, bizzat Fahr-i kainat (sav) tarafından sonraki kuşaklar için yetiştirilmişti.
Elbette sadece bunlar değil; ashabı kiramın tamamı çok yüksek dereceler elde ettiği, Kur’an-ı Kerimde müjdelenmiştir.
Bu mübarek zatlar; Efendimiz(sav)in irtihalinden sonra, dünyanın her tarafına
dağılarak İslam’ı tebliğ ettiler.
Evvela Kur’an-ı Kerimi bir kitap halinde topladılar, sonra hadisi şerifleri aktardılar,
Allah Resulünden öğrendikleri ilmi, aldıkları talimatı sıcağı sıcağına sonraki kuşaklara aktardılar.
O devirde; ashabı kiram henüz hayatta iken İslam’la şereflenen ancak; Resulullah (sav)i görememenin üzüntüsü ile onun ashabına sarılan, İslam’ı onlardan öğrenip, hayatlarını kendine örnek alan kimselere de tabiin denir.Yani Ashaba tabi olanlar.
Mezhep imamımız İmamı Azam Ebu Hanife (hz.)tabiin denilen bu şerefli zümredendi. Aynı zamanda hocalarının bir kısmı da tabiindendir.
Diğer bazı mezhep imamlarının yetişmesinde de onun ve talebelerinin emeği çoktur.
Bunlar, hayatlarını ilme adadılar, talebeler yetiştirdiler. Resulullah (sav)in ashabından öğrenilen hususları bizlere aktarmada çok gayret verdiler.
İşte bu günkü mezhep imamlarımız ve -mezhepleri bu günlere kadar gelmese bile- onlar gibi hizmeti olan pek çok İslam büyüğü, böyle şanslı ve verimli bir dönemde zuhur ettiler.
Kıyamete kadar gelecek Müslümanlara çok büyük hizmet ettiler.
Sonraki asırlarda yetişen büyük âlimler de, (onlara olan hürmetlerinden ve ümmetin birliğini düşündüklerinden) farklı yollar tutmadılar, kendi isimlerini öne çıkarmadılar, fakat arı-duru bir şekilde İslam’ı bizlere kadar taşıdılar.
Biz bunların hepsine çok hürmet ederiz, haklarını ödeyemeyiz.
Çünkü; Kuranı kerimin hükümlerini, Resulullahın sünnetini onlardan öğrendik. Bu itibarla onların yoluna, onların mezhebine tabi olmak, Kur’ana tabi olmaktır, sünnete tabi olmaktır. Ehli sünnet ve Cemaat dediğimiz yol işte budur.
Sünnet Allah Resulünü, Cemaat de Onun ashabı ve ashabına tabi olanları ifade eder.
Bu hak mezhepler; bazı yanlış düşünenlerin söylediği gibi, Kuran ve sünnetten ayrı bir şey değil; tam tersine inançta, ibadette ve yaşayışta Kur’an ve sünnet yoludur. O da ebedi saadet ve Cennet yoludur.
“Kim ki sünnetimi ihya ederse, muhakkak beni sevmiş olur.
Kim de beni severse, cennette benimle beraber olur.” (Câmiu’s-Sağir
GÖNÜLLERE sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
