HAMD ve ŞÜKÜR

Nimetlere şükretmek, insani bir vazife, İslami bir vecibedir. Çoğu zaman, insanlardan gelen cüzi nimetleri görüp teşekkür ederiz de Mevla’mızın bize lütfettiği sonsuz nimetleri kendimizden bilip şükrünü eda etmeyiz. Gerçi yaptığı iyilikler karşılığında insanlara teşekkür etmek de insani ve vicdani meziyetlerdendir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez”[1] buyurarak hem insanlara teşekkür etmenin hem de Allah’a (c.c.) şükretmenin ehemmiyetine işaret etmişlerdir.

Dünyaya gelişimiz; el, ayak, göz, kulak, ruh, akıl gibi maddi ve manevi nimetlerle donatılışımız; hatta verip aldığımız her nefes bize rahmeti bol olan Allah-ü Teâlâ tarafından meccanen bahşedilen nimetlerdendir. Bunlar üzerinde düşünmek ve nimeti veren Allah’a şükretmek icap etmez mi?

Cenab-ı Hakk Nahl suresinin başından itibaren kudretine delalet eden ve lütfuna işaret eden birçok nimetlerini saydıktan sonra 18. Ayetinde şöyle buyurur:

“Allah’ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”

Şükür, nimetin sahibini tanıyıp ona karşı acziyetini itiraf ve kulluğunu ikrar etmektir. Şükür nimetin ziyadeleşmesine ve bereketlenmesine vesile olur. Cenab-ı Hak İbrahim Suresi’nin 7. Ayetinde şöyle buyurur: “Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”

Her nimetin şükrü kendi derecesinde ve kendi cinsindendir. Malın şükrü zekatını vermek ve onu Allah yolunda sarf etmekle, bedenin şükrü ibadet etmekle, dilin şükrü Kur’an okumak, Allah’ı zikretmek, doğruyu konuşmakla, göz kulak el ayak gibi nimetlerin şükrü onları meşru yollarda kullanmakla olur.

Bunlar dünyada bize lazım olacak maddi nimetlerdir. Bu nimetlerin üzerinde hem dünyamızı hem de ahiretteki ebedi hayatımızı mamur edecek bir nimet vardır ki o da İMAN ve İSLAM nimetidir. Bu nimetin şükrünü eda etmek için de Allah’a daha çok ibadet ve yolunda daha çok hizmet etmeliyiz.

Tüm bu nimetlerin şükrünü dilimizle eda ederken HAMD ve ŞÜKÜR kelimelerini kullanırız.

Hamdetmek, şükretmekten daha umumi ve geniş bir mana ifade eder. Zira Hamd, Allah-ü Tealayı hamdedene veya başkasına ulaşan tüm nimetlerden dolayı methetmektir. Şükür ise şükredene ulaşan nimetler için yapılır.

Şükür üç türlüdür:

Birincisi kalbin şükrüdür. Bu da nimetleri ihsan edenin Allah (c.c.) olduğuna tereddütsüz inanmaktır. Nitekim Allah-ü Zülcelal: “Elinizde nimet olarak ne varsa Allah’tandır.[2] Buyurmaktadır.

İkincisi, dil ile şükretmektir. Bu şükür, nimeti veren Allah’ı övmek ve o nimetin Allah’tan geldiğini dile getirmektir. Bunun için de Mevla’mız: “Rabbinin lütuflarını şükranla an!”[3] buyurmuştur.

Üçüncüsü amel ile şükretmektir. Bu da kişinin nefsini ibadet ve itaatla terbiye etmesi ile mümkündür. Nitekim Sebe’ Suresinin 13. Ayet-i kerimesinde: “Ey Davud ailesi! Şükür için amel edin! (gayret gösterin). Kullarım arasında hakkıyla şükredenler pek azdır.” buyrulmaktadır.

Hz. Aişe Validemiz geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılan Allah’ın Rasulüne: “Ya Rasulellah! Geçmiş ve gelecekte günah kapıları zatınıza kapandığı halde neden böyle yapıyorsunuz?” deyince o Alemlerin Efendisi: “Ya Aişe, (Rabbime) çok şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevap vermişlerdir.[4]

[1] Ebu Davud, 4811

[2] Nahl, 53

[3] Vedduha Suresi, 11

[4] Buhari, Teheccüd, 6

***

HAMD OLSUN AYAĞIM YERİNDE

HAMDETMENİN EHEMMİYETİ

NİMETLERE ŞÜKÜR.

ŞÜKÜRLER OLSUN 

HAMD ve ŞÜKÜR


GÖNÜLLERE sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın