Etiket arşivi: Âl-i İmrân Sûresi

ALLÂHÜ TEÂLÂ’YI SEVEN, RESÛLÜ’NE TÂBİ OLUR

Allâhü Teâlâ Hazretleri, Resûlullâh (s.a.v.) Efendimize uymamızı, onun izinden gitmemizi emredip bidatlerden; Habîbi’nin sünnetine uymayan her şeyden sakındırarak -meâlen-: “(Habîbim Ahmed) de ki: Eğer siz, Allâh’ı seviyorsanız, hemen bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Âl-i İmrân Sûresi, âyet 31) buyurmuştur. Allâhü Teâlâ’yı sevmek ve rızasına kavuşmak ancak Resûlullah Efendimize tâbi olup emirlerine itaat etmekle, sünnet-i seniyyesine sarılmakla olur.

Allâhü Teâlâ, Nûr Sûresi’nin 63. âyet-i kerîmesinde ise -meâlen-: “…Artık onun (Resûlullâh’ın) emrine muhâlefet edenler, kendilerine bir fitne ermesinden veya kendilerine elîm bir azâbın çarpmasından sakınsınlar.” buyurmaktadır. Bu âyet-i kerîme, Peygamber Efendimize (s.a.v.) yapılan muhâlefetin pek büyük bir günah olduğuna delâlet eder. Allah ve Resûlü bir meselede hüküm verdiği zaman müminler için tercih hakkı yoktur. Çünkü Hazret-i Allâh’ın emir buyurduğuna tâbi olmak lâzım geldiği gibi, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) istediği şeylere de tâbi olmalıdır. Zira her kim, Allâh’a ve Resûlü’ne herhangi bir şeyde muhâlefet ederse apaçık bir sapıklığa düşmüş ve hak yoldan çıkmış olur. Kişi, bu husûsta itikâd ve amele dair bilgileri Ehl-i Sünnet âlimlerinin yazdığı kitaplardan, ilmihâllerden öğrenmeli, bunda kusur etmemelidir.

Nisâ Sûresi’nin 115. âyet-i celîlesinde -meâlen-: “Her kim de kendisine, doğru yol belli olduktan sonra Peygambere muhalefette bulunur ve müminlerin yolunun gayrısına giderse biz, onu gittiğine bırakırız ve kendisine Cehennem’i boylatırız ki o, ne fena gidiştir.” buyurulmuştur.

Nisâ Sûresi’nin 69. âyet-i celîlesinde ise -meâlen-: “Ve her kim, Allâhü Teâlâ’ya ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allâhü Teâlâ’nın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlih zâtlar ile beraberdirler. Onlar ise ne güzel arkadaşlardır.” buyurulmuştur.

***

“Kişi dostunun dini üzeredir….”

Kimine Acı Kimine Tatlı: Ecel Şerbeti

Ecel…

Anması bile insanı ürküten ölüm vakti, ölümün tadıldığı an…

Anması soğuk da olsa, ne ölümden kaçış var ne de ecel şerbetini içmemek imkânsız.

Kaçmak zaten mümkün değil de, kaçmak istesen nereye kaçacaksın? Her yer Allah’ın mülkü, her mekân Allah’ın hükmü altında.

Eynel mefer / kaçacak yer neresi?

Ölümden kaçış olmadığına göre, mühim olan ölmeden önce ölmek, yani ölüm gelmeden önce ölüme hazırlanmak.

Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) “Ölmeden önce ölünüz” buyuruyor.

Yani nefsî, şeytâni ve dünyevî isteklerinizi öldürünüz demek.

Çünkü nefsânî ve şeytânî hislerle ve dünya sevgisiyle cennete girmek imkânsız..

Her canlının, Rabbimizin tayin buyurduğu, bizce meçhul ve bilmemiz mümkün olmayan bir eceli var.

Zamanı geldiğinde, her canlı istese de istemese de ecel şerbetini içiyor ve içecek.

Ölüm hak ve gerçek olduğuna göre, her akıl ve iman sahibinin yapması gereken, bu değişmez sona iyi hazırlanmak ve o korkutucu köprüyü rahat geçmeye yarayacak şeyler yapmaktır.

Bu da sağlam ve pürüzsüz bir iman ve ihlasla yapılan ibâdetlerle mümkün.

Dünya sıkıntılarından bunalan, âhiretin nasıl olduğunu düşünemeyen bazı kimseler, “Ölsem de kurtulsam” derler.

Eceli geldiği zaman yaşamaya devam etmek isteyenlerin yaşamalarının mümkün olmadığı gibi, ölmek isteyenler de istedikleri zaman ölemezler. Çünkü ölmek de rabbimizin emriyledir.

Ölüm herkes için ayrı tesir eder. Kimine bir müjde gibidir, kimine de felâketlerin en çetini.

Bazıları için kurtuluş ve ebedî kurtuluşun başlangıcıdır. Bazıları içinse ebedî felâketin başlangıcı.

Ölünce sıkıntılarından kurtulacak olanlar, sadece hayatta rablerine hakkıyla ibâdet edenlerdir. Onlar, ölüp dünya sıkıntılarından kurtulur kurtulmaz, tarifi imkânsız bir rahatlığa kavuşurlar.

Bu rahatlık bile geçicidir ve sadece kıyamete kadardır. Sonsuz ve esas rahatlık ve saâdet ise cennette kendilerini beklemektedir.

İmansız ve ibâdetsiz olanlar ise, ölünce hatta ölüm sırasında can boğaza gelip hırıldamaya başlayınca gerçek sıkıntının ne olduğunu anlarlar.

Onların sıkıntıları da ölünce başlayacak ve kıyamete kadar devam edecektir. Esas ve sonsuz felâket ise cehennemde onları beklemektedir.

Ecel ve ölümün, kâinâtın sahibinin emriyle olduğunu bilmeyen veya düşünemeyenler, bir yakınları öldüğü zaman “Daha zamanı değildi. Çok zamansız öldü” gibi akıl, mantık ve inanç dışı, mânâsız sözler söylüyorlar.

Bilmiyorlar ki, değişmez kanun şöyledir:

Eceli gelince bir an ne geri bırakılırlar, ne öne alınırlar.” (A’râf sûresi, âyet: 34)

Bunu kabul etmeyip, yakınları öldüğü zaman “Zamansız öldü” diyenler, buyursunlar ecel ve ölümü kendi istedikleri zamana alsınlar veya tamamen kaldırıversinler.

***

Dünyaya gelen ölmeye gelmiştir. Tarihte iyi-kötü, imanlı-imansız nice meşhurlar yaşamış ama hiç biri ölümden yakasını kurtaramamıştır.

Açın ansiklopedileri, bakın. Geçmişte her meşhur kimsenin bir doğum tarihi vardır, bir de ölüm tarihi. Doğup da ölmeyen olmamıştır, ölmeyecek olan da yoktur.

Çünkü âlemdeki canlı cansız her şeyi yaratan Hâlık Teâlâ, onları şu kanunla yaratmıştır:

Her nefis / her can sahibi ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân sûresi, âyet: 185)

Ölecek değil, ölümü tadacak. Tadacak ama ölümün tadı nasıl olacak?

Yukarıda söylediğimiz gibi, bir kısmına şeker, bal; hatta baldan da tatlı, bir kısmına da zehirden acı…

Bakın bu acının başlangıcı bile nasıl acı ve nasıl aşağılayıcı:

“Bir de görseydin, melekler o küfredenlerin / kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vura vura ve “Tadın cehennem azabını” diyerek nasıl canlarını aldıklarını.” (Enfal sûresi, âyet: 50)

….

Rabbim cümlemizin âhirete göçmüş olan yakınlarına ve bütün iman sahiplerine rahmet eylesin.

Hayatta olanlarımıza da rızkıyla beraber, sıhhatli ve hayırlı uzun ömür ihsan buyursun…

Ali Eren Hocaefendi

https://www.facebook.com/176260699585163/posts/895001194377773/

Teslimiyet Nasıl Olmalı?

Ecelden kaçarken, eceline koşmak

Hasta Yanında Nasıl Dua Edilir?

ALLAH İÇİN SEVMEK

Bakara Sûresi’nin 165. âyet-i celîlesinde -meâlen- “İnsanlardan öyleleri vardır ki Allâh’a karşı denkler, benzerler tutarlar ki onları Allâh’ı sever gibi severler.” buyurulmuştur.Yani, (onların) emirlerine, yasaklarına, arzularına itaat ederler de Allâh’a isyan eylerler. Şüphe yok ki böyle yapmak, gerek Allâh’ı inkâr ederek olsun ve gerek olmasın ilahlıkta onları Allâh’a ortak yapmaktır. 

Bunların bir kısmı bu şirki açıkça yaparlar. Firavunlara, Nemrutlara yapıldığı gibi onlara açıktan açığa ilah, mâbud nâmını vermekten çekinmezler. ‘Rabbimiz, Tanrımız’ derler. Ve hattâ ilâhlarının doğması ve doğurmasına kâil olarak onlara aynı cinsten, mâbud pâyesinde oğullar, kızlar tasavvur ve isnad ederler. 

Diğer bir kısmı da açığa vurmadan aynı muâmeleyi yaparlar, onları Allah sever gibi severler, velînîmet tanırlar, onların muhabbetini işlerinin başı kabul ederler, Allâh’a yapılacak şeyleri onlara yaparlar, Allah rızâsını düşünmeden onların rızâlarını kazanmaya çalışırlar, Allâh’a isyan olan şeylerde bile onlara itâat ederler…

Bunun için Allâh’ın evliyâsı, enbiyâsı, melekleri gibi sevgili kullarını severken iyi düşünmeli, muhabbetlerini Allah muhabbeti derecesine vardırmaktan kaçınmalıdır. 

Zîra Allah için sevmekle Allah sever gibi sevmek arasındaki farkı bilmek lâzım gelir. Allâh’ı sevenler Allâh’ın yolunda giden sevgili kullarını da severler, lâkin Allah gibi değil, Allah için severler ve bu sevgi ile Allah yolunda onlara tâbi olurlar, uyarlar. “(Ey Muhammed!) De ki: Eğer siz Allâh’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin…” meâlindeki Âl-i İmrân Sûresi, 31. âyet-i kerîmesine göre Allâh’ın sevdiği kullarını sevmek ve onlara tâbi olmak günah ve şirk değildir, bilakis Allâh’ın sevgisine delil olur. Ve fakat bu muhabbet hiçbir zaman Allah muhabbeti gibi olmamalıdır. Yani Hıristiyanların Hazret-i İsa hakkında yaptıkları gibi onları mâbud derecesine çıkaracak bir tapınmak sûretini almamalıdır. Müslüman, bütün ömründe bu esâsa uymalıdır. (Elmalılı, Hak Dîni Kur’ân Dili Tefsiri, Fazilet Neşriyat) 

/ FAZİLET TAKVİMİ Perşembe-03-Ekim-2019