Tefsîrü’l-Hanefî’de buyuruldu:
Misâli şöyledir: Sultan mülkünde herhangi bir kimseye (toprak ve ) emirlik bağışlar, ona bir reislik (bir yerin başkanlığını) veya niyabet (vekâleten idarecilik) verir. Sultan o adamını gönderdiği yerin halkının kendisine itaat etmesi için bir ferman yazıp eline verir.
Adam (elindeki ferman ile) o memlekete gelir, makamına oturur ve halk ona itaat eder.
Sonra sultan, ona bir ferman yazarak, kendisine büyükçe bir saray ve köşk inşâ etmesini veya büyük bir ev yapmasını emreder. Ki, günün bîrinde sultan bu memlekete geldiğinde konaklayabileceği bir ev veya saray olsun.
Sultanın fermanı valiye ulaştı. Ama vali fermanda yazılı olan emre uymadı. Lakin adam her gün sultanın fermanını okuyordu. (Hatta bazen adamlarını toplayarak padişahın fermanını göz yaşlan içerisinde onlara okuyordu.) …
Sultan o memlekete geldiğinde, yapılmasını emrettiği sarayının yapılmadığını (temellerinin bile atılmadığını) gördüğünde, o vali sultan’dan hil’at (hediye veya takdir) almaya hak kazanır mı? Hatta zahire göre, (sultanın emirlerine itaat etmediği için) belki dayak, cezalandırma, azarlama ve hapse müstahak olur… İşte Kur’ân-ı Kerîm’de böyledir.
Kur’ân-ı Kerîm bu menşur gibidir… Allâhü Teâlâ hazretleri, Kur’ân-ı Kerîm de kullarına dinin erkânını imâr etmelerini emretti. Dâvûd Aleyhisselâm’a buyurduğu gibi:
“Bir evi benim için boşalt ona yerleşeyim! Orada kullarım bana”ibâdet esinler.”
Ve Allâhü Teâlâ hazretleri, dinin imârının nelerle mümkün olduğunu kullarına açıkladı ve Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu:
“Hem namazı dürüst kılın ve zekâtı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin! (Bakara: 2/43)
“Ey o bütün iymân edenler! Üzerlerinize oruç yazıldı; nitekim sizden evvelkilere yazılmıştı. Gerek ki, korunursunuz.” (Bakara: 2/183)
“Yoluna gücü yeten her kimsenin o Beyti haccetmesi de insanlar üzerine Allah’ın bir hakkıdır ve kim bu hakkı tanımazsa, her halde Allah’ın ihtiyacı yok, o bütün âleminden ganîdir. (Al-i İmrân: 3/97)
Bu durumda (amelsiz olarak) Kur’ân-ı Kerîmin okunması, tıpkı sultanın menşurunun (hükümdarın fermanının) okunması gibidir. Cennet mücerred (amelsiz) Kur’ân-ı Kerîm okunmasıyla hâsıl olmaz ve kazanılmaz. Zîrâ Allâhü Teâlâ buyurdu:
“Yaptıkları amellere mükâfat için..” (Secde: 32/17.)
Denildiği gibi:
Kur’ân-ı Kerîmin inmesindeki sır ve hikmet, ahlak, yaşantı ve güzelliği tahsil etmektir. Yoksa sâdece Kur’ân-ı Kerîmi tertil ve tecvîd üzere okumak değildir.
(İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 3/270-271.)
Ruhu’l-Beyan Tefsiri
