Etiket arşivi: behlül dana hz ibretlik hikaye

Senin İşin Daha Zor

Bir hac ibadeti sırasında Harun Reşid ve Behlül yüksekçe bir yere oturup oradan ibadet ve dua eden ve bu arada ağlayıp gözyaşı döken insan selini seyrediyorlardı. Behlül Dana halifeyi uyarmak için yeni bir fırsat yakalamıştı. Dedi ki:

– Ey müslümanların halifesi, bütün bu ağlayıp sızlayan insanlar kendi nefislerinin günahlarının hesabını verip veremeyeceklerini bilmedikleri için ağlaşıyorlar. Halbuki sen kendi nefsinin hesabı yanında bütün bu insanların da hesabını vereceksin.

Kaynak:https://kitap.ihya.org/kissadan-hisseler/konu-1562.htm

BEHLÛL-İ DÂNÂ’DAN HARUN REŞİD’E NASİHAT

Abbâsî Halifesi Harun Reşid (rah.), Allah dostlarını sever, onlarla sohbet eder, nasihatlerini dinlerdi. Fudayl bin İyaz, Süfyân-ı Sevrî, İbnü’s-Semmâk, Behlûl-i Dânâ (r. aleyhim) gibi büyük zatlarla zaman zaman görüşür; onlardan kendisine nasihat etmelerini isterdi.

Bir gün Halife Harun Reşid, Behlûl-i Dânâ’nın evine gitmişti. Oturup sohbet ederlerken Behlûl (rah.), Halife’ye, “Ey Harun Reşid, yer altında, yeryüzünde ve semada çok olan nedir?” dedi.

Harun Reşid de: “Yer altında çok olan, ölülerdir; yeryüzünde çok olan, canlılardır; semâda çok olan ise meleklerdir. Zira onların adedini ve hesabını Allâhü Teâlâ’dan başka kimse bilemez.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Behlûl-i Dânâ (rah.): “Hayır, bilemediniz. Zira yer altında çok olan şey, ölüler değil, ölülerin pişmanlıklarıdır. Onlar, dünya menzillerinin sonu olan kabre girdiklerinde kötü amelleri ve ömürlerini kulluk vazifeleri ile geçirmedikleri için çok pişmanlık duyarlar.

Ey Harun! Yeryüzünde çok olan şey, canlılar değil, bilakis insanların hırs ve tamahıdır. Zira insanın türlü türlü emeli ve tamahı olup karıncalar misali açgözlülüğe dalar, âhiretinden gâfil olarak dünya düşünceleri ile ömrünü geçirir. Lâkin son nefesinde Hakk’ın huzuruna eli boş olarak döner. Sen, emelini kısa ve amelini çok eyle ki, ayrılık yeri olan kabirde pişmanlık üzere kalmayasın.

Ey Harun! Semâda çok olan, melekler değil, bilakis Melik-i Âdil olan Allâhü Teâlâ’nın, adaletinden tecellî eden sevap ve ecirlerdir ki bunların adedi, meleklerin adedinden çoktur.

Ey Halife! Eğer adalet kaftanını giyer, halk arasında adalet gösterirsen dünyada düşmanlarını kahredip cihangir olmakla sevinir ve Ömeru’l-Fâruk Hazretlerinin adalet sancağı altında haşr olunursun. Kabre girdiğin zaman da ‘Ey adaleti sayesinde beldeler ve kullar selâmet bulan kimse, kabrinde rahat et.’ diye bir nidâ duyarsın.”

Harun Reşid rahimehullah, bu sözleri işitince gözlerinden yaşlar akmaya başladı.

Her Koyun Kendi Bacağından Asılır mı?

KOYUNBehlül Dânâ Hazretleri, çarşıda, pazarda halk içinde dolaşırken insanlara nasihat eder, yanlış hareketlerden sakındırmak için onları ikaz ederdi. İkazları bazı insanların damarlarına dokunuyor, gururları inciniyordu. Bir gün, halka, doğru yolu göstermek için söylediği sözlerden rahatsız olanlar, Hârûn Reşîd’e gidip Behlül Dânâ Hazretlerini şikâyet ettiler:

“Sultanım, bizim yaptıklarımızın ona ne zararı var? Bizi kendi hâlimize bıraksın. Bizi ikaz edip durmasın. Sonra her koyun kendi bacağından asılır.” Bu şikâyetler üzerine Hârûn Reşîd, Behlül Dânâ’yı çağırtıp halkın istediğini bildirdi. Behlül Dânâ hiç sesini çıkarmadan sarayı terk etti. Birkaç koyun alıp kesti, bacaklarından mahallenin köşe başlarına astı.

Câhil insanlar, hikmetini anlayamadıkları, sırrını çözemedikleri söz ve hareketleri gördüğü birine hemen “deli” damgası vururlar. Behlül Dânâ’nın bu hareketini de anlayamayan halk gülerek şöyle dedi:

“Deliden başka ne beklenir, yaptığı işler hep böyle zaten!”

Aradan günler geçtikçe, asılan hayvanlar kokuyor, bundan ise bütün mahalle zarar görüyordu. Bozulan etlerin kokusundan durulmaz hâle gelince, aynı şahıslar, Hârûn Reşîd’e gidip durumu anlattılar:

“Yâ Emîrü’l Mü’minîn! Behlül’ün astığı koyunların kokusundan duramıyoruz. Bizi çok rahatsız ediyor. Şuna söyleyin de, onları astığı yerden kaldırsın!”

Hârûn Reşîd, Behlül’ün böyle bir hareketi neden yaptığını merak ediyordu. Hem halkın şikâyetini bildirmek, hem de böyle yapmasının sebebini öğrenmek için Behlül Dânâ’yı saraya çağırttı. Behlül gelince, Hârûn Reşîd sordu:

“Yâ Behlül! Mahalleye astığın koyunların kokusundan halk çok rahatsız oluyor. Böyle bir şeyi neden yaptın?”

Behlül Dânâ Hazretleri şu cevabı verdi:
“Ey mü’minlerin emîri! Ben bir şey yapmadım! Sadece her koyunu kendi bacağından astım. Fakat görülüyor ki, her koyun kendi bacağından asılsa da bütün çevreyi rahatsız ediyor, herkese zarar veriyor. Bir kötünün zararı sadece kendine olmuyor, herkese zarar veriyor. İnsanların bunu anlaması için böyle yaptım. Herhalde anlamışlardır!”

Şikâyete gelenler hatâlarını anladılar. Bir daha Behlül’ün nasihat ve ikazlarına itiraz etmediler.

***

Ayet-i Kerime : “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” [Al-i İmran, 3/104]

Ayet-i Kerime : “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” [Nahl, 16/90] 

Ayet-i Kerime : “Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[Tevbe, 9/71]

Hadis-i Kudsi : “Ey Davud! Benden kaçan bir kulumu, tekrar bana getirmen tüm insanların ve cinlerin ibadetinden bana daha sevimli gelir.”

Hadis-i Şerif : “Yâ Ebû Rafi! Allah’a yemin ederim ki, senin iki elinle (yani maddî ve mânevî gayretin ve çalışman neticesinde), bir şahsa Cenab` ı Hakk’ın hidayet nasip etmesi, güneşin üzerinde doğduğu ve battığı her şeyden daha hayırlıdır.” (Hadîs-i Şerîf, Taberani )

Hadis-i Şerif : “Sizden kim (sünnetimize uymayan) bir münker görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse lisanıyla düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu kadarı imanın en zayıf mertebesidir.”[Ebû Dâvud, Sünen, Melahim, 31/ 17,  (IV, 508- 515)]