Etiket arşivi: kabir ziyareti

KABİR ZİYARETİ

Bayramdan önce, Cuma günleri vs. yapılan kabir ziyaretleri insanımız için güzel bir adet haline gelmiş bu vesileyle de olsa ölümü ve geçmişlerimizi hatırlıyor, bir nevi ibrete vesile oluyor.

Esselamu aleyküm ya ehlelkubur minelmü’minine velmü’mü’minât velmüslimina velmüslimât ve inna inşeallahü biküm lahıkun.

Diye selam verilir.

1 Fatiha 11 ihlâsı şerif 1 elhekümüttekasür sureleri okunur.

Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) Selman -ı Farisi hazretlerine:

– Ya Selman ! Seninle garipleri ziyarete gidelim buyurdular.

Hazreti Selman (r.a.)

– Garipler kimlerdir Ya Resulullah? dedi Peygamberimiz:

– Garipler o kimselerdir ki, dünyadan göçüp gitmişler ve arkalarından da rahmet okuyacak kimseleri kalmayan ölülerdir, buyurdu. Sonra beraberce Medine kabristanlığına gittiler..

Kabristanlıkta Peygamber Efendimiz bir kabrin başına varınca elbisesi ıslanıncaya kadar ağladı. Selman-ı Farisi hazretleri bu ağlamanın sebebini anlayamamış ve Efendimize şöyle sormuş

 – Ey ALLAH’ın resulü ağlamanızın sebebi nedir? dedi Resul-ü Ekrem Efendimiz

 – Ya Selman! bu kabirde yatan bir delikanlıdır. Ona şiddetli azap olunmaktadır. Onun azabının şiddeti beni ağlatıyor, dedikten sonra devam ettiler

 – Kardeşim Cebrail bana geldi. Ben bu delikanlıya neden bu kadar azap ettiğini sordum. Cebrail, bu gencin dünyada iken annesine asi olduğunu ve annesinin de ona hakkını helal etmediğini, bu sebeple de kıyamete kadar azabının devam edeceğini, söyledi. Ya Selman! Sen şimdi Medine’ye git Bilal’e söyle, bütün Medine halkını buraya çağırsın buyurdular.

Selman-ı Farisi Hazretleri gidip Hazreti Bilal’e Peygamberimizin emrini bildirdi. Hazreti Bilal yüksek bir yere çıkıp, Peygamberimizin emrini Medine halkına duyurdu.  Medineliler bölük, bölük kabristana gelmeye başladılar.

Peygamberimiz herkese sahibi olduğu kabrin başına varmalarını emir buyurdu. Kendileri de azap gören o kabrin başına vardığı halde o azap gören kabrin başına kimse gelmiyordu. Hayli zaman geçtikten sonra elinde bastonu olduğu halde yaşlı bir kadın geldi, Peygamber efendimizin başında beklediği kabrin yanına gelip durdu.

Efendimiz ona:

– Burada yatan senin neyin oluyor ana? diye sordu.Kadın oğlu olduğunu söyledi. Peygamberimiz

 – Oğluna dargın mı idin? diye sordu. Kadıncağız dargın olduğunu söyledi ve oğlunun kendisine yaptığı eziyeti şöyle anlattı.

– Bir gün eve geç gelmişti. Kapıyı bir kaç defa çalmış, bense onun çaldığını duymamıştım. Kapıyı geç açtığım için beni eliyle itti, kolumu ve gönlümü incitti.

– Ondan sonra da çok geçmedi, dünyadan göçüp gitti. Bu sebeple ona hakkımı helal etmemiştim. dedi

Peygamberimiz, kadına analık hakkını helal etmesini, oğlunun kabir azabı çektiğini söyledi ise de kadın, ona karşı kalbinin kırık olduğunu ve hakkını helal etmeyi gönlünün istemediğini söyledi.

Bu defa Peygamberimiz, ihtiyar kadına:

– Ana bak oğlunun haline! Eğer sen hakkını helal etmezsen oğlun kıyamete kadar kabir azabı, sonra da cehennem azabı çekecek, diyerek gözlerinden dünya perdesini kaldırdı. Bunun üzerine kadın kabrin içindekileri görmeye başlar.

Baktı ki oğlu dört yandan hücum eden ateşler içinde kıvranıyor ve:

– Ah anneciğim nerdesin, beni kurtar, diye bağırıyordu. Oğlunun bu halini gören ihtiyar anne dayanamadı

– Ya Rabbi ! oğlumu affet, ben ona analık hakkımı helal ettim diye ALLAH’a yalvardı.

Hazreti ALLAH da hemen kabir azabını kaldırıp gencin kabrini cennet bahçesine çeviriverdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:

– Siz kabri ne zannettiniz, kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe, veya cehennem çukurlarından bir çukurdur, buyurdular.

Zira
Resulullah S.A.V.  şöyle buyurdular;

“İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer.
Şu üç şey bundan müstesnadır:
Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat…”

***

MEZARLIKTA SEVAP PAYLAŞIMI

 

EN FAZİLETLİ GÜN AREFE GÜNÜ

mezar “Allâhü Teâlâ’nın, kullarını Cehennem’den en çok âzâd ettiği gün Arefe günüdür.” (Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)

Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdular:

“Allâh katında arefe gününden daha fazîletli hiçbir gün yoktur. Arefe gününde Allâhü Teâlâ rahmeti ile dünyâ semâsına tecellî eder, yer halkı ile gökteki meleklere karşı iftihar edip şöyle buyurur: ‘Kullarıma bakınız. Azâbımı görmedikleri hâlde rahmetimi umarak, uzak yoldan terli ve toz toprak içerisinde, saçları dağınık bir vaziyette bana geldiler. Kullarımın cehennem azâbından kurtulup bağışlanmaları en çok arefe gününde olur.’

“Şeytanın arefe gününden başka hiçbir günde daha zelîl, daha hakîr, daha küçük ve daha öfkeli görüldüğü olmamıştır. Bu, arefe gününde Allâh’ın rahmetinin inmesinden ve Allâh’ın günâhları bağışlamasındandır. Bir de Bedir Muhârebesi’nde böyle görülmüştür. Çünkü şeytan o zaman, Cebrâil Aleyhisselam’ı (düşmana karşı) melekleri saf yaparken görmüştü.”

“Kim ki arefe gününde Allâh’tan dünyâ ve âhirete âit bir ihtiyacını isterse, Hz. Allâh onu yerine getirir.”

Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v.) arefe günü akşamı ümmeti için duâ ettiler. Allahu Teâlâ duâsını kabul edip: “Zulmederek başkasının hakkını alanlar hâriç bütün ümmetin affedildi. Muhakkak ben, mazlumun hakkını zâlimden alıcıyım.” buyurdu.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Yâ Rabbi! Dilersen mazluma cennetini verir, zâlimi de mağfiret edersin” diye ilticâ ettiler. Arefe akşamı buna cevap verilmedi. Sabah olunca Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v.) duâsını Müzdelife’de tekrar ettiler. Orada “İstediğin verildi” buyuruldu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) güldü. Onun güldüğünü gören Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer (r.anhümâ) sebebini sordular.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Muhakkak Allâh’ın düşmanı İblis duâmın kabul edildiğini ve ümmetimin mağfiret olduğunu öğrenince gâyet perişan bir vaziyette yerden toprak alıp başına saçıyordu. Onu böyle görünce güldüm.” buyurdular.

http://www.fazilettakvimi.com/tr/2013/10/11.html