Etiket arşivi: sabretmek

SABRETMENİN MÜKAFATI

Allâhü Teâlâ “Sabredenlere mükâfatları elbette hesapsız olarak verilir.” (Zümer Sûresi, âyet 10) buyurmuştur. Bir hadîs-i kudsîde şöyle buyrulmaktadır:

“Kullarımdan kendisine, malına veya çocuğuna bir musibet vererek imtihan ettiğim ve güzel bir sabır gösterdiğini gördüğüm kulum için kıyâmet günü mizanı kurmaya ve hesap defteri açmaya hayâ ederim.”

Resûlullah (s.a.v) buyurdular:

• “Allâhü Teâlâ’nın farzlarını yerine getirmede sabır gösterene üç yüz derece verilir.
Allâhü Teâlâ’nın haramlarına düşmeme hususunda sabır gösterene altı yüz derece vardır.
Bir musibete sabredene ise dokuz yüz derece vardır.”
• “Mü’min erkek ve kadın ömrü boyunca kendisinde, çocuğunda ve malında sıkıntıya uğramaya devam eder. Böylece Allâhü Teâlâ’ya günahsız kavuşmuş olur.”
• “Mü’mine -bir diken batması da olsa- isabet eden hiçbir yorgunluk, hastalık, keder ve hüzün yoktur ki Allâhü Teâlâ bu sıkıntı vesilesiyle onun hatalarını örtmesin.”

Abdullah bin Selam (r.a) buyurdular ki: “Kıyâmet günü bir nidacı “Sabredenler ayağa kalksın” diye seslenir.

İnsanlardan bir kısmı ayağa kalkar. Onlara “Haydi, cennete gidin” denir. Cennete doğru yöneldiklerinde melekler “Nereye gidiyorsunuz?” diye sorarlar. “Cennete!” cevabını alınca melekler “Hesap görülmeden önce mi?” derler. Onlar “Evet!” diye karşılık verir. Bunun üzerine melekler “Siz kimsiniz?” diye sorarlar. Bunlar da “Biz sabır ehliyiz.” derler. Melekler “Nasıl sabrettiniz?” diye sorarlar.

“Allâhü Teâlâ’ya itaat ve Allâhü Teâlâ’nın emirlerine isyan etmeme hususunda nefislerimize sabrettik. Dünyadaki bela ve sıkıntılara da sabırla göğüs gerdik.” derler. Bunun üzerine melekler “Sabretmiş olmanız sebebiyle selâm olsun size. Dünya yurdunun akıbeti (olan cennet) ne güzeldir!” meâlindeki (Ra’d Sûresinin, 24.) âyetini okurlar.

http://www.fazilettakvimi.com/tr/2012/9/6.html

TESLİMİYET NASIL OLMALI? TIKLAYINIZ…

SABIR HAKKINDA GÜZEL BİR HİKAYE (DELİ HÜSEYİN) TIKLAYINIZ…

BELALARIN HİKMETİ TIKLAYINIZ…

Sabır

Zira sabır, belâ ve musibetlerin insanın başına geldiği ilk andadır.

Rivayet olunduğu gibi:

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, bir kadına uğradı. O kadın, ölmüş olan çocuğu için ağlıyordu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona;

-“Allah’tan kork! Ve sabret!” buyurdu. Kadın;

-“Bana isabet eden belâ ve musibetlerden sana ne?” dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri gittiğinde, ona;

-“(Ne yaptın?) O Efendimiz (s.a.v.) hazretleriydi!” Bunun üzerine kadın, çocuğunun ölümünün musibetinden daha fazla üzüldü. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden özür dilemek için; onun kapısına geldi. (Kadın geldi; Efendimiz s.a.v. hazretlerinin kapılarının önünde hiçbir kapıcı bulamadı..)  Kadın Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine;

-“Ya Resûlallah! Ben sizi tanıyamadım!” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

-“Muhakkak ki sabır (belâ’nın) ilk hücumu anındadır…”

 Yani, üzerine ecir ve sevap alınan sabır, musibetin başına gelmesinin ilk anında yapılan sabırdır…. Zira musibet ve belâların üzerine günler geçtikçe ve zaman uzadıkça,  artık musibetlere sabretmek çok kolay olur…  

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 9/736-737.

 ***

Belâ ve musibet ânında, feryad ve figan etmek sabırdan daha yorucudur. Hz.Ali (K.V.)

Bela vaktinde sızlanmak, feryâd etmek, mihneti artırır. Hz.Ali (K.V.)

mihnet;  sıkıntı, üzüntü.

***

Sabır Hakkında Hikaye : Deli Hüseyin tıklayınız