Etiket arşivi: Zâriyât Sûresi

CENNET’E GİRMEK İÇİN

CENNET’E GİRMEK İÇİN ALLÂH’A HAKKIYLA KULLUK ETMELİDİR

Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, “Nur, (mümin kulun) kalb(in)e dâhil olduğu zaman onun kalbi açılır ve ferahlar.” buyurmuşlardır. Bunun üzerine Sahâbe-i Kirâm Hazretleri, “Yâ Resûlallah! Bunun bir alâmeti var mıdır?” diye suâl ettiler. Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, “Evet. Dünyadan uzaklaşmak, âhirete yönelmek ve ölüm gelmeden evvel ölüm için hazırlık yapmaktır.” buyurdular.

Kul, bu husûsta şöyle düşünmelidir: “Ben, kendimi, Allâhü Teâlâ’nın ihsan etmiş olduğu hayat, kudret, akıl, konuşmak gibi hudutsuz nimetleri arasında buldum. Bununla beraber Hazret-i Allah, beni, başıma gelecek birtakım bela ve musibetlerden de muhafaza etmektedir. Bu nimetleri bana ihsan eden Rabbim, kendisine şükretmemi ve kulluk etmemi emrediyor. Eğer ben, bunlardan gafil olursam, Allâhü Teâlâ ihsan etmiş olduğu nimetlerini elimden alacak ve bana azâbını tattıracaktır.”

Ebû Hâzim rahimehullah demiştir ki: “Eğer Cennet’e girmek, dünyada, nefsin hoşuna giden mübahların tamamını terk ile olsaydı bu iş, Cennet nimetlerinin yanında elbette çok az bir şey olurdu. Cehennem’den kurtuluş da dünyada nefsin hoşuna gitmeyen amellerin tamamını işlemekle mümkün olsaydı bu iş de Cehennem azâbının yanında elbette çok az bir şey olurdu. Hâlbuki Cennet’e girmek için (nefsin) hoşuna giden binlerce şeyin bazısını terk, yine Cehennem’den kurtulmak için de nehyedilen binlerce şeyin bir kısmına tahammül etmek yeterli geliyor. Fakat insanlar bunu bile yapmıyorlar.”

Yahyâ bin Muâz rahimehullah’tan şöyle rivâyet olundu: “Dünyayı terk etmek zordur. Fakat Cennet’ten mahrumiyet, ondan daha zordur. Muhakkak Cennet’i kazanmak için yapılması gereken şey, dünyada nefsin gayr-i meşrû (dine uymayan) arzularını terk etmektir.”

Kaynak: 24 Temmuz 2023 Fazilet Takvimi

GECENİN FAZİLETİ

Yâsin Sûresi’nde Allâhü Teâlâ’nın kudret ve hikmetine şâhitlik eden güneşe, aya ve onların hareketlerine işaret edildiği gibi gece ve gündüze, onların birbirini muntazam bir şekilde takip ettiğine de işâret edilmiştir. 

Nasıl ki gündüzleri geceler, geceleri de gündüz takip ediyorsa insanları da öldükten sonra ebedî bir hayat takip edecektir.

Gündüz günah ve isyanın işlendiği, gece ise istiğfar edilip pişmanlık duyulduğu bir zamandır.

Gece, ayıp ve kusurları örter, gündüz ise bunları açığa çıkarır.

Gece Allâhü Teâlâ’ya âşık olanların perdesidir. Gece devam etse, hiç bitmese, diye temennî ederler. 

Peygamberler ve evliya büyük tecellîlere ve makamlara gece karanlığında yaptıkları duâ ve ilticâlar ile kavuşmuşlardır. 

Nitekim Mûsâ aleyhisselam kırk gece kelâm-ı sübhanîye nâil olmuş, Allâhü Teâlâ ile konuşmuştur. 

İbrahim aleyhisselam Halîlullah makâmına gece kavuşmuştur.

Melekler Yûnus aleyhisselamın duâ ve ilticâsını gece vaktinde işitmişlerdir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Mi’râç’ta yüksek mânevî mertebelere gece vaktinde nâil olmuştur.

Allâhü Teâlâ “(O müttakîler, Allah’tan korkanlar) seher vakitleri hep istiğfar ederlerdi.” (Zâriyât Sûresi, âyet 18) buyurmuştur. 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Gecede bir vakit vardır ki şâyet bir müslüman kul o vakte rastlar da Allah’tan bir hayır isterse, Allah ona dileğini mutlaka verir. Bu vakit her gecede vardır.” ve:

“Gece kıyamına (namaz kılmağa) devam edin. Zîrâ bu, sizden önceki sâlihlerin âdetidir. Çünkü gece ibâdeti Allâh’a yakınlık ve günahlara keffâret olup bedenden hastalıkları kovar ve günahlardan uzaklaştırır.” buyurmuşlardır. (Hammâmî Tefsiri)