Etiket arşivi: kul hakkı

Hesaba Çekileceğimiz Haklar

Hayatta olduğumuz müddetçe kullar olarak Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı birtakım sorumluluklarımız mevcuttur. Bu sorumluluklarımız yerine getirilmediği takdirde üzerimizde edası vacip bir hak olarak kalır ve ahirette bu haklardan hesaba çekiliriz.

Allah’a taalluk eden haklar, rahmeti bol olan Mevla’mızın dilemesine bağlı olarak affedilebilir, fakat kullara taalluk eden haklar ancak ödemek, helalleşmek veya hak sahibinin affetmesi ile bağışlanır. Bunun içindir ki kul hakkı daha mühimdir.

Kul hakkına tecavüz zulümdür. Zulüm ise haramdır. İmam Müslim’in rivayet ettiği bir Hadis-i Kudsi’de; “Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım ve onu sizin aranızda da haram kıldım. Öyleyse birbirinize zulmetmeyin.”[1] buyrulmuştur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) birçok Hadis-i Şeriflerinde kul hakkından müminleri sakındırmıştır. Bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulmuştur: “Kim haksız yere bir karış toprak gasp ederse, o toprak (mahşerde) yedi kat arz olarak onun boynuna asılır.”[2]

Kul hakkına giren bazı hususları şöyle sıralayabiliriz: Alınıp ödenmeyen veya geciktirilen borçlar, gasp yoluyla başkasının hakkını zimmete geçirmek, yalan yere şahitlik yaparak başkasını mağdur etmek, miras hukukunda dini hassasiyetleri göz ardı etmek, hakaret etmek, alay etmek, gıybet etmek, hoşlanmayacağı lakap takmak, darp etmek, iftira etmek gibi hususlar kul hakkına girdiği gibi komşuluktan ve din kardeşliğinden doğan sorumlulukları yerine getirmemek bile kul hakkına tecavüz etmektir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurur:

“Kimin için din kardeşinin ırzından veya başka bir şeyden (meydana gelen ve ödenmesi gereken) hak varsa altın ve gümüş paranın olmadığı kıyamet gününden önce helalleşsin. (Zira o günde) eğer zulmeden kişinin sâlih ameli varsa yaptığı zulüm kadar o amelinden alın(ıp hak sahibine veril)ir. Şayet zulmeden kişinin iyi ameli yoksa mazlumun günahlarından alınıp zalime yüklenir.”[3]

Ayet-i kerime’de Cenâb-ı Hak mahşer gününün dehşetini şöyle beyan buyurur:

“Ey insanlar! Rabbinizin azabından sakının. Babanın çocuğuna fayda veremeyeceği, çocuğun da babasına fayda veremeyeceği bir günden korkun! Şüphesiz ki Allah’ın va’di gerçektir. Dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı (şeytan ve dostları) da sizi Allah(‘ın affı) ile sakın aldatmasın!”[4]

Hz. Aişe (r.anha) validemizden rivayet edilen bir Hadis-i Şerif’te Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah azze ve celle katında üç türlü kayıt defteri vardır. Birisi, Allah’ın (c.c.) mühimsemediği, diğeri kendisinden hiçbir şeyi bırakmayacağı, bir başkası da affetmeyeceği kayıtlardır. Allah’ın affetmeyeceği kayıt Allah’a şirk koşmaktır. Zira Hz. Allah; “Kim Allah’a ortak koşarsa hiç şüphesiz Allah ona cennetini haram kılar” buyurmuştur. Cenab-ı Hakk’ın önemsemediği sicil, kulun Allah ile kendi arasında olan tutmadığı oruç, kılmadığı namaz gibi hususlarda nefsine zulmetmesidir. Şüphesiz Allah (c.c.) dilerse bunu affeder. Kendisinden hiçbir şeyi terk etmeyeceği kayıt ise kulların birbirlerine zulmetmesidir. Bunda kısas kaçınılmazdır.”[5]

Fani dünya hayatının geçici ve aldatıcı zevkleri uğruna bu kadar vebal yüklenmeye değer mi?

[1] Müslim, Birr, 55 (2577)

[2] Buhari, Mezâlim, 2453

[3] Buhari, Mezâlim, 2449

[4] Lokman Suresi, 33

[5] Ahmed b. Hanbel 6/240 (26031)

KUL HAKLARI

Barış dini olan İslam, bütün insanları kucaklar. Allah katında bütün kulları eşittir.
Üstünlük ancak takva iledir. Mevla’mız, bütün insanları zatına kulluk için
yaratmıştır. Kulları arasında da mutlak adaletin sahibidir. Hiç bir kulun diğerine
üstünlük taslamasına, onun hakkını gasp etmesine izin vermez.
Zat-ı şeriflerine karşı işlediğimiz hataları bağışlamak hususunda, Rahmetine sınır
koymamıştır. Ancak kul hakkını bunlardan ayrı tutar.
Bilhassa idari mesuliyeti olanların vebali, taşınamayacak kadar ağırdır.
Çünkü Yüce Mevla’mız yarattıklarına karşı mutlak adalet ve merhameti emreder.
İnsanlara hayvanlara hatta bitkilere karşı bile merhametli olmalıdır.
Ve sonunda her şeyin hesabı sorulacaktır.
Bu bakımdan kalbinde Allah korkusu bulunan insanlar, kul hakkından son derece
korktukları gibi hayvanların hakkından bile korkarlar.
Bizler Müslüman olsun gayr-i Müslim olsun asırlarca insanlığa huzur ve adalet
dağıtan, karıncayı bile incitmekten sakınan bir dinin mensupları ve tarih boyunca
onu şerefle temsil eden bir ecdadın torunlarıyız.
Tarihimizden birkaç örnek vermek istiyorum:
Avrupalıların gözlerini kamaştırdığı için “Muhteşem” diye adlandırdıkları;
ancak üstün adaletinden dolayı “Kanuni” unvanına layık olan büyük Türk
Hükümdarı Sultan Süleyman, sarayın bahçesindeki gülleri sarmış bulunan
karıncaları temizleyip telef etmekten çekinmiş ve bunun için Şeyhülislam
Ebussuud Efendiden fetva istemiştir. Şeyhülislam ise;
”Yarın Hakkın huzuruna varınca, Süleyman’dan hakkını alır karınca.” diyerek
buna izin vermemiştir.
Ecdadımız rahat koltuğunda oturarak değil; gece gündüz çırpınarak o ihtişamı elde
etmişlerdi. Anadolu’nun kapısını bizlere açan büyük Selçuklu hükümdarı Muhammed
Alparslan; saltanatı boyunca yabancı elçilerle görüşmenin dışında hükümdar tahtına
oturmamıştı.

Sekiz yıllık saltanatına büyük fütuhatları sığdıran Yavuz sultan Selim Han;
“Milletimin içinde fitne ve tefrika endişesi, Kuşe-i kabrimde hatta bikarar eyler beni” diyerek saltanatı boyunca nerede ise hiç rahat yüzü görmedi.
Ecdadımız; Milletin evladı birbirini öldürmesin diye kendi evlatlarını feda ettiler.
Kardeş kardeşi vurmasın diye kendi kardeşlerinin idamına hükmettiler.
Ama bugün bizler; o günkü şartlarda yapılan bu fedakârlığı bile anlamakta zorlandık.
Bazılarımız rahat koltuğunda, oturduğu yerden, onları küçümsemeye ve insanlık dersi
vermeye kalktı. Ama bugün yaşadığımız olaylar o necip ecdadımızı daha iyi anlatıyor.
Kul haklarının başında yaşama hakkı gelir. Okuduğum hadis-i şerifte; ”Haksız yere
insan öldürmek, Allaha şirk’ten sonra en büyük günah” olarak bildirilir.”(Buhârî)
Maide suresi 32.ayeti kerimede ise şöyle buyruluyor:
“İşte bundan dolayı İsrail oğullarına kitapta şunu bildirdik: Kim katil olmayan
ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi (haksız yere) öldürürse; sanki bütün
insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insanın hayatını kurtarırsa sanki bütün
insanların hayatını kurtarmış olur. Resullerimiz onlara açık âyetler ve deliller
getirmişlerdi. Ne var ki onların çoğu bütün bunlardan sonra, hâlâ yeryüzünde
fesat ve cinayette aşırıya gitmekteler.”
Ayeti kerimelerin hükmü herkes içindir ve kıyamete kadar geçerlidir.
İşte tam bu noktada bizler de hadiselerden ders almalı Ümmeti Muhammet ten
olma nimetine karşılık bize emanet edilen Kuran ve Sünnete sımsıkı sarılmalıyız.
Bu cümleden olarak yüce dinimizi en güzel bir şekilde yaşamak; ama yaşamak
için de ehil yerlerden öğrenmek ve hayatımızı Dini Celili Mübin’i İslam’a göre
düzenleyip ebedi saadete nail olmak bizim şiarımız olmalıdır.

***

KUL HAKKI VE DUA

Kul Haklarından ve Borçlardan Korunmak 

Kul Haklarından ve Borçlardan Korunmak 

Hz. Allaha kulluk için geldiğimiz şu imtihan dünyasında Yüce Mevla’mız kendi
aramızda çok güzel ahlaki ve hukuki düzenlemeler yapmış, müminleri birbirine
kardeşler kılmış, kardeşliğe zarar verecek durumlardan bizleri sakındırdığı gibi
bunu kuvvetlendirecek muhabbet, tevazu, yardımlaşma gibi güzellikler daima
teşvik edilmiştir.
Bütün mahlukatı arasında mutlak bir adaletin sahibi olan Hz.Allah, kendi zatına
karşı işlenen hataları daha kolay afv ederken, mahlukatın haklarını hak sahibine
bırakmıştır. Öyle ki sadece insanlar değil, bütün canlıların hukukuna riayet ve
özellikle kul hakları, ehli imanı daima korkutmuştur.

Kul hakları içerisinde günlük hayatımızın bir parçası olan ticari borçlarımızın da
mühim bir yeri vardır. Hepimiz günübirlik ihtiyaçlarımızda zaman zaman
birbirimize borçlanırız. Burada faiz kesinlikle reddedilirken; kardeşliğin bir gereği
olarak, isteyene borç vermek, ödemede ve vadede kolaylık göstermek Cenab-ı
Hakk’ın razı olduğu fiillerden sayılmıştır. Allah için bir kardeşine borç vermek, pek
çok ayeti kerimede, Hz. Allah’a borç vermek olarak ifade edilmesi bunun manevi
değerine işarettir. Hadid suresinin 18. Ayeti kerimesinde
mealen şöyle buyruluyor:
“Muhtaçlara yardım eden erkeklere, muhtaçlara yardım eden kadınlara ve
Allah’a (O’nun muhtaç kullarına) güzel (bir şekilde) ödünç verenlere bu
fazlasıyla ödenecektir. Ayrıca onlara pek değerli bir mükafat da vardır.”
Devamındaki ayette ise şöyle müjdelenir:
“Allah’a ve peygamberlerine (böyle) iman edenler var ya, işte onlar rableri
katında sıddıklar ve şehitler mertebesindedirler. Mükâfatları ve nurları
(âhirette) onları beklemektedir…”
Görüldüğü üzere Yüce Mevla’mız kendi rızasını her türlü maddi menfaatin
üstünde tutup, din kardeşinin sıkıntıdan kurtulmasına yardım edenlere
böyle muazzam nimetler bahşetmektedir.

Bununla beraber borçlanan kişi tamamen ihtiyaç ve zaruretini gidermek ve
borcunu en güzel şekilde ödemek niyetinde olmalıdır.
Hadis-i Şerifte Abdullah İbni Cafer (R.A) Resûlullah(sas)in şöyle buyurduğunu naklediyor.
“Borç, Allah’ın hoşlanmadığı bir şeye ait olmadığı müddetçe, Allah-u Zülcelal
hazretleri, borcunu ödeyinceye kadar borçlu ile birliktedir.”

Özellikle içerisinde bulunduğumuz dönemde üretimin daima artması, her şeyin
sürekli daha güzelinin üretilmesi, insanlar arasında sonu gelmez bir tüketim
hırsını beraberinde getirmektedir.
İnsanlarımız birbirleri ile yarışıp daha çok harcamaya yönelmekte, bu ise maddi
ve manevi sıkıntıları beraberinde getirmektedir.
Öte yandan ticari hayatın olumsuzlukları dürüst çalışan pek çok tüccar ve esnaf
için büyük bir sıkıntı ve imtihan sebebi olmaktadır.
Bu bakımdan, Yüce Dinimizin bizlere öğrettiği gibi; dünyalık hususunda
kendimizden daha aşağıda olanlara bakmak, elimizdeki nimetin kıymetini
bilmemizi, nankörlük etmeden Cenab-ı Hakk’a şükretmemizi sağlar. Şükür büyük
bir ibadettir.
Ahiret hususunda ise daima kendimizden yukarıda olanlara bakmak,
eksiklerimizi görmek, ibadette yükselmemize yardım eder.
Bu olmadığı zaman dünya hırsı bizleri farklı sıkıntılara sürükleyecektir.
Bunlardan birisi de borç yükü altında ezilmektir.
Resulullah (sas) Efendimiz borçlu olarak vefat eden kişinin Cenaze namazında imamlıktan çekilmiş, “kardeşinizin namazını siz kılın,” buyurmuştur.
Fahri kainat efendimiz çoğu kere günahtan ve borçtan Allah’a sığınmıştır.
Hz. Aişe radıyallahu anha’nın,“Yüce Allah’a borçtan sığındığınız kadar hiçbir şeyden
sığınmıyorsunuz?” sözüne, O şöyle cevap vermiştir:
“Kişi borçlandığı zaman konuşur ve yalan söyler, söz verir sözünde duramaz.”
(Sahihi Buhari)
Mümin uyanık olmalı, adımlarını temkinli atmalı, kendisini, çoluk çocuğunu
sıkıntıya sokacak gereksiz maceralardan sakınmalıdır. Hadisi şeriflerde
buyrulduğu üzere; Dünya sevgisi bütün hataların başıdır.” (Ebu Davud)
ve “Gerçek hayat, ahiret hayatıdır.” (Buhari -Müslim)

Ömür Muhasebesi


İdrak sahibi her Müslüman Geçip-giden ve bir daha geri gelmeyecek olan kısa dünya ömrünün daima muhasebesini yapmalıdır.

Ayeti kerime ve hadisi şerifler, bizleri bu muhasebeye davet eder.

Haşr suresinin 18.ayetinde mealen şöyle buyrulur:

”Ey iman edenler; Allah’tan korkun ve herkes, yarın için, yani ahiret hayatı için, önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Hem Allah’tan korkun; çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”

Peygamberimiz (sas) şöyle buyuruyor:

“Akıllı kimse, kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için hazırlayan kimsedir. Aciz kimse ise, nefsinin isteklerine tabi olan ve Allah’tan olmadık şeyler isteyen kimsedir.” (Tirmizi, Kıyame 25)

Yüce İslam dini bizler için hem dünya hem de ahiret saadetini vaat ediyor.

Bunun için de Hz. Allah’ın nimetlerinden istifade ederken, nimetin sahibini unutmamak, nankörlük etmemek ve bizlere olan emir ve yasaklarına uymamız yeterli olmaktadır.

Cenab-ı Hakka karşı kulluk görevlerimizin başında İman gelir.

Amentü’de ifadesini bulan İman nimeti ile şereflenen kimseleri Cenab-ı Hak, Cennetine davet etmektedir.

Bunun için de evvela farzları yerine getirmek, haramlardan sakınmak, Peygamberimiz (sas)in sünnetine uymak gerekir.

Bütün bu güzelliklerin yanında; bizi Hz. Allah katında en çok sıkıntıya sokacak ve bütün iyiliklerimizi yok edebilecek olan tehlikelerden de sakınmak gerekir. Bunların başında kul hakları gelir.

İslam dini kul hakkına o kadar önem vermiştir ki; ancak ödenerek veya o kul tarafından helal edilerek kul hakkından kurtulacağı beyan edilmiştir.

Onun için kul hakkı Allah’ımızın hakkından daha zorludur.

Çünkü Cenabı Hak zengindir, kendi hakkını affedebilir; ama kullar ihtiyaçlıdır. Haklarını almak isterler.

Ebu Hüreyre hz.nin rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah (s.a.s) efendimiz ashabına hitaben; “Müflis kimdir,biliyor musunuz?”  diye sorar.

Ashab-ı kiram bu soruya; “Bize göre müflis, parası ve malı olmayandır.” şeklinde cevap verirler.

Bunun üzerine  Resulullah (sas)efendimiz şöyle buyurur;

“Ümmetimden gerçek müflis, kıyamet günü (dağlar gibi ameli ile)namazla, oruçla, zekâtla gelir.(Herkes ilk bakışta ona imrenir.) (Fakat,)Şuna sövmüş, buna iftira etmiş, bunun malını yemiş, şunun kanını dökmüş, bunu dövmüştür. Buna şu iyiliğinden, şuna şu iyiliğinden verilir. Eğer iyilikleri (verilmesi gerekenlere) yetmeden tükenirse, borçlu olduğu kimselerin günahlarından alınır ve ona verilir. Sonra da (bir yığın günahla, yüzüstü) cehenneme atılır.” (Müslim-Tirmizi)

Görülüyor ki kul haklarına riayet etmeyen kimseyi yaptığı ibadetler bile kurtarmamaktadır. Bu hususta bütün insanlar eşittir.

Hatta; Müslüman olmayanların hakkı Müslümanların hakkından daha tehlikelidir.

Onlarla ahirette helalleşmek mümkün olmayacağı için haklarını sonuna kadar almak isterler. Onun için İslam alimleri  gayri müslimlerin haklarına daha fazla hassasiyet göstermişlerdir.

İslam tarihine baktığımızda görüyoruz ki;

Geçmiş ve gelecek günahlarının tamamı bağışlandığı müjdelenen Sevgili peygamberimiz(sas) başta olmak üzere; Ashabı kiram, Büyük alimler ve Allah dostları, sürekli kendilerini hesaba çekmişler, yanlış yapmamak için son derece dikkat göstermişlerdir. Başta kul hakları olmak üzere, bilumum hayvan ve bitki haklarına dahi riayet etmişlerdir. Çünkü Cenab-ı Hakkın adaleti kesindir.

Her hak sahibine hakkını sonuna kadar verecektir.

Zerre miktarı iyilik de zerre miktarı kötülük de İlahi terazide görülecektir.

Şu hadis-i şerifi  ömrümüz boyunca tatbike çalışalım. Fahri  Kainat (sav) buyuruyor ki;

“Nerede olursan ol Allahü Teâlâ’dan kork, yaptığın bir hatadan sonra hemen onu telafi edecek bir iyilik yap, İnsanlara da rıfk ile, yumuşaklık ile muamelede bulun.”                                                                                 

Nefis Muhasebesi

İdrak sahibi her Müslüman geçip-giden ve bir daha geri gelmeyecek olan kısa dünya ömrünün daima muhasebesini yapmalıdır.
Ayet-i Kerime ve Hadis-i şerifler, bizleri bu muhasebeye davet eder.
Haşr suresinin 18.ayetinde mealen şöyle buyrulur:
”Ey iman edenler; Allah’tan korkun ve herkes, yarın için, yani ahiret hayatı için, önceden ne(gibi ameller) göndermiş olduğuna bir baksın. Allah’tan korkun; çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”
Hadis-i Şerifte ise sevgili peygamberimiz (sas) şöyle buyuruyor:
“Akıllı kimse, kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için hazırlayan kimsedir. Aciz kimse ise, nefsinin isteklerine tabi olan ve Allah’tan olmadık şeyler isteyen kimsedir.” (Tirmizi, Kıyame 25)
Yüce İslam dini bizler için hem dünya hem de ahret saadetini vaat ediyor.
Bunun için de Hz. Allah’ın nimetlerinden istifade ederken, nimetin sahibini unutmamamız, nankörlük etmememiz ve bizlere olan emir ve yasaklarına uymamız yeterli olmaktadır.
Cenabı Hakka karşı kulluk görevlerimizin başında İman gelir.
Amentü’de ifadesini bulan İman nimeti ile şereflenen kimseleri Cenabı Hakk, Cennetine davet etmektedir.
Bunun için de evvela farzları yerine getirmek, haramlardan sakınmak,
Peygamberimiz (sas)in sünnetine uymak gerekir.
Bütün bu güzelliklerin yanında; bizi Hz. Allah katında en çok sıkıntıya sokacak ve bütün iyiliklerimizi yok edebilecek olan tehlikelerden de sakınmak gerekir.
Bunların başında kul hakları gelir.
İslam dini kul hakkına o kadar önem vermiştir ki; ancak ödenerek veya o kul tarafından helal edilerek kul hakkından kurtulacağı beyan edilmiştir.
Onun için kul hakkı Allahımızın hakkından daha zorludur.
Çünkü Cenabı Hak zengindir, kendi hakkını affedebilir; ama kullar ihtiyaçlıdır.
Haklarını almak isterler.
Ebu Hüreyre Hz.’nin rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah (s.a.s) efendimiz ashabına hitaben; “Müflis kimdir, biliyor musunuz?”  diye sorar. Ashab-ı kiram;“Bize göre müflis, parası ve malı olmayandır.”diye cevap verirler.
Bunun üzerine Resulullah (sas)efendimiz şöyle buyurur;
“Ümmetimden gerçek müflis, kıyamet günü (dağlar gibi ameli ile)namazla, oruçla, zekâtla gelir. (Fakat,)Şuna sövmüş, buna iftira etmiş, bunun malını yemiş, şunun kanını dökmüş, bunu dövmüştür. Buna şu iyiliğinden, şuna şu iyiliğinden verilir. Eğer iyilikleri (verilmesi gerekenlere) yetmeden tükenirse, borçlu olduğu kimselerin günahlarından alınır ve ona verilir. Sonra da (bir
yığın günahla, yüzüstü) cehenneme atılır.” (Müslim-Tirmizi)
Görülüyor ki kul haklarına riayet etmeyen kişiyi yaptığı ibadetler kurtaramıyor.
Bu hususta bütün insanlar eşittir.
Hatta; Müslüman olmayanların hakları Müslümanların hakkından daha tehlikelidir. Onlarla ahirette helalleşmek mümkün olmayacağı için haklarını sonuna kadar almak isterler. Onun için İslam alimleri gayrimüslimlerin haklarına daha fazla hassasiyet göstermişlerdir.
İslam tarihine baktığımızda görüyoruz ki;
Geçmiş ve gelecek günahlarının tamamı bağışlandığı müjdelenen Sevgili peygamberimiz(sas) başta olmak üzere; Ashab-ı kiram, Büyük âlimler ve Allah dostları, sürekli kendilerini hesaba çekmişler, yanlış yapmamak için son derece dikkat göstermişler. Başta kul hakları olmak üzere, bil umum hayvan ve bitki haklarına dahi riayet etmişlerdir. Çünkü Cenab-ı Hakkın adaleti kesindir.
Her hak sahibine hakkını sonuna kadar verecektir.
Zerre miktarı iyilik de zerre miktarı kötülük de İlahi terazide görülecektir.
(Saadet asrından bir misal vermek istiyorum:
Sevgili peygamberimiz(sas),vefatlarına yakın zamanlarda ashabını toplayıp; ”Kimin bende hakkı varsa söylesin, ödeyeyim” buyurur, Ashabtan Hz. Ukkaşe de Resulullahın bir seferden dönerken kendi sırtına kırbaçla vurduğunu söyler ve kısas ister.
Ashab-ı kiram Resulullahın yerine bize vur diye adeta yalvarırlar; fakat o kabul etmez. Nihayet ashabın göz yaşları arasında o kırbaç getirilir, efendimiz mübarek sırtını açar, fakat Hz.Ukkaşe; ”Ya Resulallah ben senin mübarek sırtındaki peygamberlik mührünü görüp,onu öpmek için bunu istemiştim.” diyerek, onun mübarek sırtındaki nübüvvet mührünü öper.
Bu hadise, Fahri kâinatın kul haklarından ne kadar sakındığının açık delillerindendir.
Kâinatın efendisinin bu kadar hassasiyet gösterdiği bir hususta bizlerin ne kadar dikkat etmemiz gerektiğini hepinizin yüksek takdirlerinize arz ediyorum.)
Resulullah Efendimiz (sas) buyuruyor ki:
“Nerede olursan ol Allah-ü Teâlâ’dan kork, yaptığın bir hatadan sonra hemen onu telafi edecek bir iyilik yap, İnsanlara da rıfk ile, yumuşaklık ile muamelede bulun.”

“…Baban o elmayı ısırmasaydı…” tıklayınız…

Akıllı İnsan Kimdir?

Hadis2İdrak sahibi her Müslüman geçip-giden ve bir daha geri gelmeyecek olan kısa dünya ömrünün daima muhasebesini yapmalıdır.

Ayeti kerimeler ve Hadis-i Şerifler bizleri bu muhasebeye davet etmektedir. Haşr suresinin 18.Ayetinde mealen şöyle buyruluyor:

”Ey iman edenler; Allah’tan korkun ve herkes, yarın için, yani ahiret hayatı için, önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Hem Allah’tan korkun; çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”

Hadis-i Şerifte ise sevgili peygamberimiz (sas) şöyle buyuruyor:

“Akıllı kimse, kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için hazırlayan kimsedir. Aciz kimse ise, nefsinin isteklerine tabi olan ve Allah’tan olmadık şeyler isteyen kimsedir.” (Tirmizi, Kıyame 25)

Yüce İslam dini bizler için hem dünya hem de ahret saadetini vaat ediyor. Bunun için de Allahın nimetlerinden istifade ederken, nimetin sahibini unutmamamız, nankörlük etmememiz ve bizlere olan emir ve yasaklarına uymamız yeterli olmaktadır.

Cenabı hakka karşı kulluk görevlerimizin başında İman gelir. Amentü’de ifadesini bulan İman nimeti ile şereflenen kimseleri Cenabı Hakk, Cennetine davet etmektedir.

Bunun için de evvela farzları yerine getirmek, haramlardan sakınmak, Peygamberimiz (sas)in sünnetine uymak gerekir.

Bütün bu güzelliklerin yanında; bizi Allah katında en çok sıkıntıya sokacak olan ve bütün iyiliklerimizi yok edebilecek olan tehlikelerden de sakınmak gerekir. Bunların başında kul hakları gelir. İslam dini kul hakkına o kadar önem vermiştir ki; ancak ödenerek veya o kul tarafından helal edilerek kul hakkından kurtulacağı beyan edilmiştir. Onun için kul hakkı Allahın hakkından daha zorludur. Çünkü Cenabı Hak zengindir, kendi hakkını affedebilir; ama kullar ihtiyaçlıdır. Haklarını almak isterler. Ebu Hüreyre’nin rivayet ettiği bir hadisi şerifte Allah Rasulü (s.a.s) ashabına hitaben; “Müflis kimdir, biliyor musunuz?”  diye sorar.

Ashab-ı kiram bu soruya;

“Bize göre müflis, parası ve malı olmayandır.” şeklinde cevap verirler. Bunun üzerine Resulullah (sas);

“Ümmetimden gerçek müflis, kıyamet günü (dağlar gibi ameli ile)namazla, oruçla, zekâtla gelir.(Herkes ilk bakışta ona imrenir.) (Fakat,)Şuna sövmüş, buna iftira etmiş, bunun malını yemiş, şunun kanını dökmüş, bunu dövmüştür. Buna şu iyiliğinden, şuna şu iyiliğinden verilir. Eğer iyilikleri(verilmesi gerekenlere) yetmeden tükenirse, borçlu olduğu kimselerin günahlarından alınır ve ona verilir. Sonra da (bir yığın günahla, yüzüstü) cehenneme atılır.” buyurur.(Müslim-Tirmizi)

Görülüyor ki kul haklarına riayet etmeyen kimseyi yaptığı ibadetler kurtaramamaktadır. Bu hususta bütün insanlar eşittir. Hatta; Müslüman olmayanların hakkı Müslümanların hakkından daha tehlikelidir. Onlarla ahirette helalleşmek mümkün olmayacağı için haklarını sonuna kadar almak isterler.

Onun için İslam alimleri gayri müslimlerin haklarına daha fazla hassasiyet göstermişlerdir. İslam tarihine baktığımızda görüyoruz ki;

Geçmiş ve gelecek günahlarının tamamı bağışlandığı müjdelenen Sevgili Peygamberimiz(sas) başta olmak üzere; Ashabı kiram, Büyük alimler ve Allah dostları, sürekli kendilerini hesaba çekmişler, yanlış yapmamak için son derece dikkat göstermişlerdir.Başta kul hakları olmak üzere,bil umum hayvan ve bitki haklarına dahi riayet etmişlerdir.Çünkü Cenab-ı Hakkın adaleti kesindir. Her hak sahibine hakkını sonuna kadar verecektir. Zerre miktarı iyilik de zerre miktarı kötülük de İlahi terazide görülecektir.(Nitekim, Sevgili peygamberimiz(sas),vefatlarına yakın zamanlarda ashabını toplayıp; “Kimin bende hakkı varsa söylesin, ödeyeyim” buyurur, Ashabdan Hz.Ukkaşe de Resulullahın kendi sırtına kırbaçla vurduğunu söyler ve kısas ister. Ashabı kiram Resulullahın yerine bize vur diye adeta yalvarırlar; fakat o kabul etmez. Nihayet ashabın göz yaşları arasında o kırbaç getirilir,efendimiz mübarek sırtınıaçar, fakat Hz.Ukkaşe;”Ya Rasulallah ben senin mübarek sırtındaki peygamberlik mührünü görüp, onu öpmek için bunu istemiştim” diyerek, onun mübarek sırtındaki nübüvvet mührünü öper. Bu hadise, Fahri Kainatın kul haklarından ne kadar sakındığının açık delillerindendir. Kainatın efendisinin bu kadar hassasiyet gösterdiği bir hususta bizlerin ne kadar dikkat etmemiz gerektiğini hepinizin yüksek takdirlerinize arz ediyorum.)

Resulullah Efendimiz(sas) buyuruyor ki:

“Nerede olursan ol Allahtan kork, yaptığın bir hatadan sonra hemen onu telafi edecek bir iyilik yap. İnsanlara da rıfk ile,yumuşaklık ile muamelede bulun.”