Hayatta olduğumuz müddetçe kullar olarak Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı birtakım sorumluluklarımız mevcuttur. Bu sorumluluklarımız yerine getirilmediği takdirde üzerimizde edası vacip bir hak olarak kalır ve ahirette bu haklardan hesaba çekiliriz.
Allah’a taalluk eden haklar, rahmeti bol olan Mevla’mızın dilemesine bağlı olarak affedilebilir, fakat kullara taalluk eden haklar ancak ödemek, helalleşmek veya hak sahibinin affetmesi ile bağışlanır. Bunun içindir ki kul hakkı daha mühimdir.
Kul hakkına tecavüz zulümdür. Zulüm ise haramdır. İmam Müslim’in rivayet ettiği bir Hadis-i Kudsi’de; “Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım ve onu sizin aranızda da haram kıldım. Öyleyse birbirinize zulmetmeyin.”[1] buyrulmuştur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) birçok Hadis-i Şeriflerinde kul hakkından müminleri sakındırmıştır. Bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulmuştur: “Kim haksız yere bir karış toprak gasp ederse, o toprak (mahşerde) yedi kat arz olarak onun boynuna asılır.”[2]
Kul hakkına giren bazı hususları şöyle sıralayabiliriz: Alınıp ödenmeyen veya geciktirilen borçlar, gasp yoluyla başkasının hakkını zimmete geçirmek, yalan yere şahitlik yaparak başkasını mağdur etmek, miras hukukunda dini hassasiyetleri göz ardı etmek, hakaret etmek, alay etmek, gıybet etmek, hoşlanmayacağı lakap takmak, darp etmek, iftira etmek gibi hususlar kul hakkına girdiği gibi komşuluktan ve din kardeşliğinden doğan sorumlulukları yerine getirmemek bile kul hakkına tecavüz etmektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurur:
“Kimin için din kardeşinin ırzından veya başka bir şeyden (meydana gelen ve ödenmesi gereken) hak varsa altın ve gümüş paranın olmadığı kıyamet gününden önce helalleşsin. (Zira o günde) eğer zulmeden kişinin sâlih ameli varsa yaptığı zulüm kadar o amelinden alın(ıp hak sahibine veril)ir. Şayet zulmeden kişinin iyi ameli yoksa mazlumun günahlarından alınıp zalime yüklenir.”[3]
Ayet-i kerime’de Cenâb-ı Hak mahşer gününün dehşetini şöyle beyan buyurur:
“Ey insanlar! Rabbinizin azabından sakının. Babanın çocuğuna fayda veremeyeceği, çocuğun da babasına fayda veremeyeceği bir günden korkun! Şüphesiz ki Allah’ın va’di gerçektir. Dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı (şeytan ve dostları) da sizi Allah(‘ın affı) ile sakın aldatmasın!”[4]
Hz. Aişe (r.anha) validemizden rivayet edilen bir Hadis-i Şerif’te Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Allah azze ve celle katında üç türlü kayıt defteri vardır. Birisi, Allah’ın (c.c.) mühimsemediği, diğeri kendisinden hiçbir şeyi bırakmayacağı, bir başkası da affetmeyeceği kayıtlardır. Allah’ın affetmeyeceği kayıt Allah’a şirk koşmaktır. Zira Hz. Allah; “Kim Allah’a ortak koşarsa hiç şüphesiz Allah ona cennetini haram kılar” buyurmuştur. Cenab-ı Hakk’ın önemsemediği sicil, kulun Allah ile kendi arasında olan tutmadığı oruç, kılmadığı namaz gibi hususlarda nefsine zulmetmesidir. Şüphesiz Allah (c.c.) dilerse bunu affeder. Kendisinden hiçbir şeyi terk etmeyeceği kayıt ise kulların birbirlerine zulmetmesidir. Bunda kısas kaçınılmazdır.”[5]
Fani dünya hayatının geçici ve aldatıcı zevkleri uğruna bu kadar vebal yüklenmeye değer mi?
[1] Müslim, Birr, 55 (2577)
[2] Buhari, Mezâlim, 2453
[3] Buhari, Mezâlim, 2449
[4] Lokman Suresi, 33
[5] Ahmed b. Hanbel 6/240 (26031)

