Etiket arşivi: KUL HAKLARI

Hesaba Çekileceğimiz Haklar

Hayatta olduğumuz müddetçe kullar olarak Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı birtakım sorumluluklarımız mevcuttur. Bu sorumluluklarımız yerine getirilmediği takdirde üzerimizde edası vacip bir hak olarak kalır ve ahirette bu haklardan hesaba çekiliriz.

Allah’a taalluk eden haklar, rahmeti bol olan Mevla’mızın dilemesine bağlı olarak affedilebilir, fakat kullara taalluk eden haklar ancak ödemek, helalleşmek veya hak sahibinin affetmesi ile bağışlanır. Bunun içindir ki kul hakkı daha mühimdir.

Kul hakkına tecavüz zulümdür. Zulüm ise haramdır. İmam Müslim’in rivayet ettiği bir Hadis-i Kudsi’de; “Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım ve onu sizin aranızda da haram kıldım. Öyleyse birbirinize zulmetmeyin.”[1] buyrulmuştur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) birçok Hadis-i Şeriflerinde kul hakkından müminleri sakındırmıştır. Bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulmuştur: “Kim haksız yere bir karış toprak gasp ederse, o toprak (mahşerde) yedi kat arz olarak onun boynuna asılır.”[2]

Kul hakkına giren bazı hususları şöyle sıralayabiliriz: Alınıp ödenmeyen veya geciktirilen borçlar, gasp yoluyla başkasının hakkını zimmete geçirmek, yalan yere şahitlik yaparak başkasını mağdur etmek, miras hukukunda dini hassasiyetleri göz ardı etmek, hakaret etmek, alay etmek, gıybet etmek, hoşlanmayacağı lakap takmak, darp etmek, iftira etmek gibi hususlar kul hakkına girdiği gibi komşuluktan ve din kardeşliğinden doğan sorumlulukları yerine getirmemek bile kul hakkına tecavüz etmektir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurur:

“Kimin için din kardeşinin ırzından veya başka bir şeyden (meydana gelen ve ödenmesi gereken) hak varsa altın ve gümüş paranın olmadığı kıyamet gününden önce helalleşsin. (Zira o günde) eğer zulmeden kişinin sâlih ameli varsa yaptığı zulüm kadar o amelinden alın(ıp hak sahibine veril)ir. Şayet zulmeden kişinin iyi ameli yoksa mazlumun günahlarından alınıp zalime yüklenir.”[3]

Ayet-i kerime’de Cenâb-ı Hak mahşer gününün dehşetini şöyle beyan buyurur:

“Ey insanlar! Rabbinizin azabından sakının. Babanın çocuğuna fayda veremeyeceği, çocuğun da babasına fayda veremeyeceği bir günden korkun! Şüphesiz ki Allah’ın va’di gerçektir. Dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı (şeytan ve dostları) da sizi Allah(‘ın affı) ile sakın aldatmasın!”[4]

Hz. Aişe (r.anha) validemizden rivayet edilen bir Hadis-i Şerif’te Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah azze ve celle katında üç türlü kayıt defteri vardır. Birisi, Allah’ın (c.c.) mühimsemediği, diğeri kendisinden hiçbir şeyi bırakmayacağı, bir başkası da affetmeyeceği kayıtlardır. Allah’ın affetmeyeceği kayıt Allah’a şirk koşmaktır. Zira Hz. Allah; “Kim Allah’a ortak koşarsa hiç şüphesiz Allah ona cennetini haram kılar” buyurmuştur. Cenab-ı Hakk’ın önemsemediği sicil, kulun Allah ile kendi arasında olan tutmadığı oruç, kılmadığı namaz gibi hususlarda nefsine zulmetmesidir. Şüphesiz Allah (c.c.) dilerse bunu affeder. Kendisinden hiçbir şeyi terk etmeyeceği kayıt ise kulların birbirlerine zulmetmesidir. Bunda kısas kaçınılmazdır.”[5]

Fani dünya hayatının geçici ve aldatıcı zevkleri uğruna bu kadar vebal yüklenmeye değer mi?

[1] Müslim, Birr, 55 (2577)

[2] Buhari, Mezâlim, 2453

[3] Buhari, Mezâlim, 2449

[4] Lokman Suresi, 33

[5] Ahmed b. Hanbel 6/240 (26031)

KUL HAKLARI

Barış dini olan İslam, bütün insanları kucaklar. Allah katında bütün kulları eşittir.
Üstünlük ancak takva iledir. Mevla’mız, bütün insanları zatına kulluk için
yaratmıştır. Kulları arasında da mutlak adaletin sahibidir. Hiç bir kulun diğerine
üstünlük taslamasına, onun hakkını gasp etmesine izin vermez.
Zat-ı şeriflerine karşı işlediğimiz hataları bağışlamak hususunda, Rahmetine sınır
koymamıştır. Ancak kul hakkını bunlardan ayrı tutar.
Bilhassa idari mesuliyeti olanların vebali, taşınamayacak kadar ağırdır.
Çünkü Yüce Mevla’mız yarattıklarına karşı mutlak adalet ve merhameti emreder.
İnsanlara hayvanlara hatta bitkilere karşı bile merhametli olmalıdır.
Ve sonunda her şeyin hesabı sorulacaktır.
Bu bakımdan kalbinde Allah korkusu bulunan insanlar, kul hakkından son derece
korktukları gibi hayvanların hakkından bile korkarlar.
Bizler Müslüman olsun gayr-i Müslim olsun asırlarca insanlığa huzur ve adalet
dağıtan, karıncayı bile incitmekten sakınan bir dinin mensupları ve tarih boyunca
onu şerefle temsil eden bir ecdadın torunlarıyız.
Tarihimizden birkaç örnek vermek istiyorum:
Avrupalıların gözlerini kamaştırdığı için “Muhteşem” diye adlandırdıkları;
ancak üstün adaletinden dolayı “Kanuni” unvanına layık olan büyük Türk
Hükümdarı Sultan Süleyman, sarayın bahçesindeki gülleri sarmış bulunan
karıncaları temizleyip telef etmekten çekinmiş ve bunun için Şeyhülislam
Ebussuud Efendiden fetva istemiştir. Şeyhülislam ise;
”Yarın Hakkın huzuruna varınca, Süleyman’dan hakkını alır karınca.” diyerek
buna izin vermemiştir.
Ecdadımız rahat koltuğunda oturarak değil; gece gündüz çırpınarak o ihtişamı elde
etmişlerdi. Anadolu’nun kapısını bizlere açan büyük Selçuklu hükümdarı Muhammed
Alparslan; saltanatı boyunca yabancı elçilerle görüşmenin dışında hükümdar tahtına
oturmamıştı.

Sekiz yıllık saltanatına büyük fütuhatları sığdıran Yavuz sultan Selim Han;
“Milletimin içinde fitne ve tefrika endişesi, Kuşe-i kabrimde hatta bikarar eyler beni” diyerek saltanatı boyunca nerede ise hiç rahat yüzü görmedi.
Ecdadımız; Milletin evladı birbirini öldürmesin diye kendi evlatlarını feda ettiler.
Kardeş kardeşi vurmasın diye kendi kardeşlerinin idamına hükmettiler.
Ama bugün bizler; o günkü şartlarda yapılan bu fedakârlığı bile anlamakta zorlandık.
Bazılarımız rahat koltuğunda, oturduğu yerden, onları küçümsemeye ve insanlık dersi
vermeye kalktı. Ama bugün yaşadığımız olaylar o necip ecdadımızı daha iyi anlatıyor.
Kul haklarının başında yaşama hakkı gelir. Okuduğum hadis-i şerifte; ”Haksız yere
insan öldürmek, Allaha şirk’ten sonra en büyük günah” olarak bildirilir.”(Buhârî)
Maide suresi 32.ayeti kerimede ise şöyle buyruluyor:
“İşte bundan dolayı İsrail oğullarına kitapta şunu bildirdik: Kim katil olmayan
ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi (haksız yere) öldürürse; sanki bütün
insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insanın hayatını kurtarırsa sanki bütün
insanların hayatını kurtarmış olur. Resullerimiz onlara açık âyetler ve deliller
getirmişlerdi. Ne var ki onların çoğu bütün bunlardan sonra, hâlâ yeryüzünde
fesat ve cinayette aşırıya gitmekteler.”
Ayeti kerimelerin hükmü herkes içindir ve kıyamete kadar geçerlidir.
İşte tam bu noktada bizler de hadiselerden ders almalı Ümmeti Muhammet ten
olma nimetine karşılık bize emanet edilen Kuran ve Sünnete sımsıkı sarılmalıyız.
Bu cümleden olarak yüce dinimizi en güzel bir şekilde yaşamak; ama yaşamak
için de ehil yerlerden öğrenmek ve hayatımızı Dini Celili Mübin’i İslam’a göre
düzenleyip ebedi saadete nail olmak bizim şiarımız olmalıdır.

***

KUL HAKKI VE DUA

Kul Haklarından ve Borçlardan Korunmak