Etiket arşivi: Yarın Hakkın huzuruna varınca

KUL HAKLARI

Barış dini olan İslam, bütün insanları kucaklar. Allah katında bütün kulları eşittir.
Üstünlük ancak takva iledir. Mevla’mız, bütün insanları zatına kulluk için
yaratmıştır. Kulları arasında da mutlak adaletin sahibidir. Hiç bir kulun diğerine
üstünlük taslamasına, onun hakkını gasp etmesine izin vermez.
Zat-ı şeriflerine karşı işlediğimiz hataları bağışlamak hususunda, Rahmetine sınır
koymamıştır. Ancak kul hakkını bunlardan ayrı tutar.
Bilhassa idari mesuliyeti olanların vebali, taşınamayacak kadar ağırdır.
Çünkü Yüce Mevla’mız yarattıklarına karşı mutlak adalet ve merhameti emreder.
İnsanlara hayvanlara hatta bitkilere karşı bile merhametli olmalıdır.
Ve sonunda her şeyin hesabı sorulacaktır.
Bu bakımdan kalbinde Allah korkusu bulunan insanlar, kul hakkından son derece
korktukları gibi hayvanların hakkından bile korkarlar.
Bizler Müslüman olsun gayr-i Müslim olsun asırlarca insanlığa huzur ve adalet
dağıtan, karıncayı bile incitmekten sakınan bir dinin mensupları ve tarih boyunca
onu şerefle temsil eden bir ecdadın torunlarıyız.
Tarihimizden birkaç örnek vermek istiyorum:
Avrupalıların gözlerini kamaştırdığı için “Muhteşem” diye adlandırdıkları;
ancak üstün adaletinden dolayı “Kanuni” unvanına layık olan büyük Türk
Hükümdarı Sultan Süleyman, sarayın bahçesindeki gülleri sarmış bulunan
karıncaları temizleyip telef etmekten çekinmiş ve bunun için Şeyhülislam
Ebussuud Efendiden fetva istemiştir. Şeyhülislam ise;
”Yarın Hakkın huzuruna varınca, Süleyman’dan hakkını alır karınca.” diyerek
buna izin vermemiştir.
Ecdadımız rahat koltuğunda oturarak değil; gece gündüz çırpınarak o ihtişamı elde
etmişlerdi. Anadolu’nun kapısını bizlere açan büyük Selçuklu hükümdarı Muhammed
Alparslan; saltanatı boyunca yabancı elçilerle görüşmenin dışında hükümdar tahtına
oturmamıştı.

Sekiz yıllık saltanatına büyük fütuhatları sığdıran Yavuz sultan Selim Han;
“Milletimin içinde fitne ve tefrika endişesi, Kuşe-i kabrimde hatta bikarar eyler beni” diyerek saltanatı boyunca nerede ise hiç rahat yüzü görmedi.
Ecdadımız; Milletin evladı birbirini öldürmesin diye kendi evlatlarını feda ettiler.
Kardeş kardeşi vurmasın diye kendi kardeşlerinin idamına hükmettiler.
Ama bugün bizler; o günkü şartlarda yapılan bu fedakârlığı bile anlamakta zorlandık.
Bazılarımız rahat koltuğunda, oturduğu yerden, onları küçümsemeye ve insanlık dersi
vermeye kalktı. Ama bugün yaşadığımız olaylar o necip ecdadımızı daha iyi anlatıyor.
Kul haklarının başında yaşama hakkı gelir. Okuduğum hadis-i şerifte; ”Haksız yere
insan öldürmek, Allaha şirk’ten sonra en büyük günah” olarak bildirilir.”(Buhârî)
Maide suresi 32.ayeti kerimede ise şöyle buyruluyor:
“İşte bundan dolayı İsrail oğullarına kitapta şunu bildirdik: Kim katil olmayan
ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi (haksız yere) öldürürse; sanki bütün
insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insanın hayatını kurtarırsa sanki bütün
insanların hayatını kurtarmış olur. Resullerimiz onlara açık âyetler ve deliller
getirmişlerdi. Ne var ki onların çoğu bütün bunlardan sonra, hâlâ yeryüzünde
fesat ve cinayette aşırıya gitmekteler.”
Ayeti kerimelerin hükmü herkes içindir ve kıyamete kadar geçerlidir.
İşte tam bu noktada bizler de hadiselerden ders almalı Ümmeti Muhammet ten
olma nimetine karşılık bize emanet edilen Kuran ve Sünnete sımsıkı sarılmalıyız.
Bu cümleden olarak yüce dinimizi en güzel bir şekilde yaşamak; ama yaşamak
için de ehil yerlerden öğrenmek ve hayatımızı Dini Celili Mübin’i İslam’a göre
düzenleyip ebedi saadete nail olmak bizim şiarımız olmalıdır.

***

KUL HAKKI VE DUA

Kul Haklarından ve Borçlardan Korunmak