Etiket arşivi: KUR’AN-I KERİM

Kur’an-ı Kerim’i Okumanın Fazileti

Kur’an-ı Kerim, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderilen son ilahi kitaptır. Cenâb-ı Hak bir ayet-i kerimesinde şöyle buyurur: “Sizi (her türlü) karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna açık açık ayetleri indiren O’dur. Şüphesiz ki Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.”[1]

Kur’an-ı Kerim kuru bir metin değil; Rabbimizin biz kullarıyla hasbihalidir. Bu ilahi konuşma, Fatiha suresinde en berrak haliyle karşımıza çıkar: Rabbimiz bize sonsuz rahmetini, alemlerin mutlak hâkimi olduğunu ve ceza gününün tek sahibi olduğunu hatırlatır. Biz de O’nun bu yüceliğine mukabil; yalnızca O’na kul olduğumuzu ve yalnızca O’nun inayetine sığındığımızı ikrar eder, bizi dosdoğru yoldan ayırmaması için gönülden yalvarırız.

Kur’an-ı Kerim’in mahiyetini özlü bir biçimde anlatan bir ayet-i kerimede şöyle buyurulur:

“Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab’ın tesirinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri ve hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.”[2]  

Kur’an-ı Kerim’i okumak kalbe huzur ve aydınlık verir, kişiyi meleklerle dost kılar. Kur’an’ın hükümlerini hayata geçirmek ise Allah’ın sevgisini kazandırarak hem bu dünyayı hem de ebedi hayatı güzelleştirir. Müslim’in rivayet ettiği bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyurulur: “Allah’ın evlerinden birinde toplanıp, Allah’ın Kitabını okuyup birlikte inceleyen hiçbir topluluk yoktur ki, onlara huzur inmesin, rahmet onları kuşatmasın, melekler onları çevrelemesin ve Allah onları yanındakilere anmasın.”[3]

Toplumları kuşatan maddi ve manevi krizlerin tek çıkış yolu, Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde kenetlenmektir. Onun ilkelerini doğru kavrayıp hayatına taşıyanlar; yalan, iftira ve haksızlık gibi toplumu içten içe çürüten kötülüklerden temizlenerek gerçek huzura erişirler. Kur’an’ın ışığıyla aydınlanan kalpler, manevi boşluktan kurtulup sarsılmaz bir iç denge kazanır. Özellikle maddeci anlayışın pençesinde sürüklenen ve çaresizlik içinde bunalan günümüz nesilleri için Kur’an’ın yol göstericiliği hayati bir öneme sahiptir.

Nitekim Cenâb-ı Hak Kur’an’ı anlatırken şöyle buyurur: “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir nasihat ve kalplerde olan şüphe ve sıkıntılara şifa ile müminler için hidayet ve rahmet gelmiştir.”[4]

Ayet-i kerimenin manasından da anlaşılacağı gibi Kur’an, anlayana ve kulak verene en güzel nasihattir. Bundan dolayıdır ki sadece lafzını okumakla kalmayıp manasını doğru bir şekilde anlayarak yahut anlayanların izahına kulak vererek içindekiler ile amel etmek icap eder. Kişi ancak o zaman hidayete erer.

Rabbimizin kelamı olan yüce kitabımızın feyzinden, nurundan daha çok kimselerin istifade edebilmesi için onu sadece okumakla yetinmeyip çevremize ve çocuklarımıza öğretmek için gayret etmeliyiz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir.”[5]  Buyur-muştur.

Neslimizin hidayet üzere kalmasını ve istikametini korumasını istiyorsak, onları Kur’an’ın aydınlığından mahrum bırakmamalıyız. Zira Kur’an’dan uzak kalmış bir nesil; İslam ahlakına yabancılaşma, kendi değerlerine sırt dönme ve yozlaşmış ideolojilerin pençesine düşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu hayati sorumluluğu hatırlatarak, hutbemi Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şu hadis-i şerifi ile nihayete erdiriyorum: “Çocuklarınızı şu üç haslet üzerine terbiye edin: Peygamberinizin sevgisi, Peygamberin ehl-i beytinin sevgisi ve Kur’an’ı okuma.” [6]

[1] Hadid, 9

[2] Zümer, 23

[3] Müslim, 2699

[4] Yunus 57

[5] Buhari, Fezailü’l-Kur’an, 21

[6] Suyuti, Cami’us-Sağir, C. 1, S. 114

***

Kur’an-ı Kerimden Dualar

Evlâdına Allâh’ ın kitâbını öğreten kimsenin sevâbı nedir?

Şeytanın En Sevdiği Şey

Sosyal medya’ya çevrimiçi Kur’an-ı Kerim’e çevrimdışı

Gözleri İbadetten Nasiblendirmek.

Âyetü’I-Kürsinin Fazilet Ve Havassı

KUR’AN-I KERİM’İN ŞEFAATİ

KUR’ÂN-I KERÎM’İ ANLAMAK İÇİN

KUR’ÂN-I KERÎM ŞİFÂDIR

Şeytanın En Sevdiği Şey

KUR’ÂN-I KERÎM HATMİ

Amelsiz Kur’an Okumak

KUR’ÂN-I KERÎM’İ ÖĞRENİP, OKUMAK VE OKUTMAK

EBEDÎ MUCİZE: KUR’ÂN-I KERÎM

Kur’an-ı Kerim Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

Kur’an-ı Kerimle İlgili Ayeti Kerimeler

KUR’AN-I KERİM İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

GÖLGESİ ÜZERİMİZE DÜŞTÜ.

Ramazan-ı Şerif ayının heyecanını kalplerimizde daha yakın hissetmeye başladık. Maddi ve manevi programlarımızı o mübarek aya göre düzenlemeye başladık.

İslam büyüklerinin beyanına göre Ramazan-ı Şerif senenin harmanıdır.

Onda bir seneye hatta bazen bir ömre yetecek manevi hasılat elde edilir. Onun için dünya ve ahiret saadetini her şeyin üstünde tutan müminler, Ramazan-ı Şerife farklı değer verir, farklı hazırlanırlar.

Receb-i Şerifin ilk gecesinden bu güne kadar geçirdiğimiz mübarek günler, kandil gecelerinin muazzam bereketi, hep bu hazırlıklardandı.

Ramazan-ı Şerifin en önemli hususiyetlerinden biri de Kur’an-ı Kerim ayı olmasıdır. İmamı Rabbani Hz. ”Ramazanı Şerifle Kur’an-ı Kerim arasında tam bir münasebet vardır.” buyuruyor.

Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim, Ramazanı şerifte indirilmeye başlandı.

Zaten Ramazan-ı Şerif de değerini Kuranı kerimden almıştır.

İlk inen ayetler, “Yaratan Rabbinin adı ile Oku.” diye başlayan, Alak suresinin ilk beş ayeti idi. Daha sonra Müddessir suresinin ilk beş ayeti, Kalem ve Müzzemmil sureleri indi.

Her ayet indiğinde Cebrail (as)onun yerini de söylerdi.

Yani Kur’an-ı Kerimin tertibi, ayetlerin sıralaması da tamamen Vahiyledir, Allah’ımızın emri iledir.

Ayrıca her sene Ramazan-ı Şerifte Cebrail (as),o ana kadar inmiş olan ayetleri sırası ile okur, Resulullah Efendimiz(sas) de takip ederdi.

Yani mukabele yapardı. O da hafız olan sahabelerine, vahiy katiplerine okurdu.

Efendimiz (sav)in irtihal edecekleri sene ise bu şekilde iki defa Kuranı kerim hatmedilmiştir. Onun için Ramazan-ı şerifte Kur’an-ı Kerimi hiç değilse bir defa hatmetmek sünnet, bunun mukabele şeklinde olması ise ayrıca sünnettir.

Bu sebeple, günlük meşgalelerin arasında gaflet edip Kuran-ı kerim okumaya vakit ayıramayan; ama kalbinde onun hasretini taşıyan  müminler, Ramazanı şerifin gelmesini fırsat bilerek mukabele veya hatim programları ile bu hasretliği gidermeye çalışırlar. Ramazanı şerifin, orucun ruhlarımızda bıraktığı o güzellik bir de Kur’anla birleşerek bizleri lahuti alemlere, bambaşka manevi güzelliklere götürür.

Hadis-i Şerifte şöyle buyruluyor:

“Kur’an okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir.”  (Sahih-i Müslim)

Diğer bir Hadis-i Şerifte şöyle buyrulur: “Bir cemaat Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Allah’ın kitabını okur ve aralarında müzakere ederlerse, üzerlerine sekinet iner, nur iner, onları rahmet kaplar ve melekler etraflarını kuşatır. Allah (cc) onları kendi nezdindekiler arasında anar.”

Cenab-ı Hakkın bizlere hediyesi ve Sevgili Peygamber Efendimiz (sav.) in emaneti olan Kur’an-ı Kerim’in faziletlerini anlatmak bizim haddimize değildir.

 Ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde ifade buyrulduğu üzere, O;

“Allahtan korkanlar için şüphesiz tam bir yol göstericidir.”(Bakara, 2-3)

”Hak ile batılı ayırt eden bir söz ve sımsıkı sarılmamız gereken, Allah’ın sağlam bir ipidir. O’na tutunan doğru yolu bulmuş, O’na hizmet edenler O’nun şefaat ve bereketi ile dünyada ve ahrette daima yükselmiştir.”

 Evlerinizi namaz kılmak ve Kur’an okumakla nurlandırınız. Beyhaki(Hazinetül Esrar Sh.83)

Ya Eba Hureyre! Kur’an-ı öğren ve öğret. Ölüm sana gelinceye kadar buna devam et. Bu halde bulunduğunda ölüm sana gelecek olursa, müminler Beytullah’ı tavaf ettiği gibi, meleklerde senin kabrine haccedeceklerdir. Şerh-i Şatibiyye (Hazinetül Esrar Sh.66)

Kur’an-ı öğrenin ve okuyun! Çünkü Kur’an-ı öğrenip okuyan ve onun hükümleriyle amel edip yaşayanın misali, içi misk dolu bir keseye benzer; kokusu her yana yayılır. Kur’an-ı okuyup onu sadece içinde tutan, ağzı düğümlü misk torbasına benzer. Tirmizi, Nesai, İbn-i Mace(Hazinetül Esrar Sh.60)

Yaşlı adam her gün Kur’an-ı Kerim okuyor fakat ezberleyemiyordu. Küçük oğul:

“Baba ezberleyemediğin halde neden her gün okuyorsun?” diye sordu. Baba, kendisiyle kömür taşınan sepeti göstererek:

“Sepetle şu denizden bana su getirdikten sonra söyleyeceğim” dedi.

Oğul denizden su getirmeye çalışır fakat defalarca denemesine rağmen başaramaz.  Babasına dönerek:

“Baba başaramıyorum. Bununla su taşıyamam ki” der. Baba sepeti göstererek:

“Peki onda bir şey fark ettin mi?” diye sorar.(Kendisiyle kömür taşınan sepet artık tertemiz olmuştu.) Oğul:

“Evet baba sepet tertemiz olmuş.” Baba:

“İşte böyle oğul. Kur’an-ı Kerim deniz suyu gibidir. Kalbimde tutamazsam bile dünyanın pislikleriyle kirlenen kalbi temizler.” der.

Hayat, Allah’ı zikretmeyle paklanır…

Ne mutlu, dünya ve ahirette onun şefaatine nail olanlara..

ÇOCUĞUNA KUR’AN-I KERİM ÖĞRETMENİN SEVABI

Çocukların günahsız ve masum ağızlarla Kur’an-ı Kerimi ve onun ilmini
okumaları, hadis-i şeriflerde müjdelendiği üzere; hem kendileri, hem anne ve
babaları, hem de okutanlar için ve onlara maddi ve manevi sahada yardım
edenler için büyük bir rahmet ve bereket vesilesidir.
Bir Hadisi şerifte şöyle buyrulur:
“Bir cemaat Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Allah’ın kitabını okur ve aralarında
müzakere ederlerse, üzerlerine sekinet iner, nur iner, onları rahmet kaplar ve melekler
etraflarını kuşatır. Allah (cc) onları kendi nezdindekiler arasında anar.”

Cenab-ı Hakkın bizlere hediyesi ve Resulullah (sav) efendimizin emaneti olan
Kur’an-ı Kerim’in faziletlerini anlatmaya bizim günahkâr dillerimiz kâfi değildir.
Ayeti kerimelerde ifade buyrulduğu üzere o, kerim yani çok kıymetli ve şerefli, hak ile batılı
ayırt eden yüce bir kitaptır.
Bakara suresinin ilk Ayet-i kerimelerinde şöyle buyruluyor:
“Elif lam mim. İşte şu kitap, Allahü Teala ‘dan korkup kötülüklerden
sakınanlar için şüphesiz tam bir yol göstericidir.”
O öylesine değerli bir hazinedir ki; onunla ilgili zaman, mekan ve insan daima
en büyük değeri kazanmıştır.
Hadisi şerifte ifade edildiği üzere ,”Kur’an-ı Kerim en büyük şefaatçidir.” 
Başka bir hadis-i şerifte şöyle müjdelenmiştir:
“Kur’an-ı kerim okuyunuz. Çünkü Kur’an-ı kerim kıyamet gününde kendisini
okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir (Sahih-i Müslim)
Eshabı Kiram dan Câbir bin Abdullah (R.Anh) ın rivayet ettiği şu kıssa,
Kur’an-ı kerime gönül veren, onun ilmini evlatlarına, yakınlarına öğreten
kimseler için onun şefaatinin büyüklüğünü anlamamıza kâfidir:
Bir gün bir adam Resûlullah Efendimiz (sav) e gelerek:

“Yâ Resûlallah! Evlâdına Allâh’ ın kitâbını öğreten kimsenin sevâbı nedir?”
diye sordu.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
“Kur’ân-ı Kerîm Allah kelâmıdır, onun sevâbına nihâyet yoktur.” buyurdular.
Sonra oraya Cebrâîl (A.S) geldi, Peygamberimiz (S.A.V.) ona:
“Ey Cebrâîl! Evlâdına Allâh’ın kitâbını öğreten kimsenin sevâbı nedir?”
diye sordu. O da: (aynı şekilde);
“Yâ Muhammed! Kur’ân-ı Kerîm Allah kelâmıdır, onun sevâbının nihâyeti
yoktur.” buyurdular.
Sonra Cebrâîl Aleyhisselam göğe yükseldi, İsrâfîl (as) ın yanına geldi, ona:
“Ey İsrâfîl! Evlâdına Allâh’ın kitâbını öğreten kimsenin sevâbı nedir?”
diye sordu.
O da: “Ey Cebrâîl! Kur’ân-ı Kerîm Allah kelâmıdır, onun sevâbının nihâyeti
yoktur.” Diyerek aynı cevabı verdi.
Sonra Allâhü Teâlâ, Cebrâîl (AS) ı Peygamberimiz (s.a.v.) e gönderdi ve
buyurdu ki:
Yâ Muhammed! Muhakkak Rabbin sana selâm ediyor ve buyuruyor ki:
Evlâdına Kur’ân-ı Kerîm’i öğreten kimse benim Beytimi (yani Kâbe-i
Muazzama’yı) on bin defa haccetmiş, on bin defa umre yapmış, on bin defa
gazâya (cihada) çıkmış, İsmâil Aleyhisselam evlâdından on bin köle âzâd
etmiş, on bin aç Müslümanı doyurmuş, on bin çıplak Müslümanı giydirmiş
gibi sevap alır. Evlâdının Kur’ân-ı Kerîm’den okuduğu her harf için ona on
hasene (sevap) verilir, on günâhı silinir.
Yâ Muhammed! Muhakkak ben ‘elif-lâm-mîm’ için on sevap verilir,
demiyorum, lâkin elif harfi için on, lâm harfi için on, mîm harfi için on sevap
verilir.
Bu ameli, tekrar dirilinceye kadar o kimseye kabrinde arkadaş olur.
Bu ameliyle mîzânda (yani amellerin tartıldığı o İlahi terazide) sevap tarafı ağır
gelir. Bu kişi sırât üzerinden şimşek gibi geçer.
Bu ikramların tamamına ve umduğundan da fazlasına nâil olmadıkça,
Kur’ân-ı Kerîm o kişiden aslâ ayrılmayacaktır.” (Fazilet Takvimi-19 Mart 2019)

Çocuğuna Kur’an-ı Kerim öğretene böyle mükafat verilirse; yüzlerce, binlerce
Ümmeti Muhammedin evladına Kur’an-ı Kerimi, onun ilmini öğretmenin, bu hizmette pay sahibi olmanın ne büyük dereceler kazandıracağını, ancak Rabbimiz bilir, O takdir eder.

Kur’an-ı Kerimle İlgili Ayeti Kerimeler

KUR’AN-I KERİM İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

Kur’an-ı Kerim Hakkında Hikaye : Kur’an Okuyan Âmâ

Kur’an-ı Kerim Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

Gece İbadeti ve Seher Vakitlerini Değerlendirmek

Gece ibadetlerinin dini ve dünyevi hayatımızda çok mühim bir yeri vardır.

Gece ibadeti deyince, Farz namazlara ve ibadetlere ilave olarak gecenin seher vaktinde uykudan kalkıp, Allah rızası için namaz kılmak dua etmek, tevbe, istiğfar,zikir ve tesbihle meşgul olmak gibi güzelliklerin hepsini içine alır.

Bunlar ebedi hayatımızı kazanmamızda çok mühim olduğu gibi dünyalık işlerimizde de gece yapılan dua ve ilticalar çok tesirlidir.

Kur’an-ı Kerimin pek çok ayetinde seher vaktinde istiğfar edenlerden övgü ile bahsedilirGece ibadetlerinde akla ilk gelen ise teheccüt namazıdır.

Teheccüt namazı, gece uykudan kalkıp, Allah rızası için kılınan nafile bir namazdır. En azı iki rekattır. İkişerli olarak 12 rekata kadar kılınabilir.

Tavsiye edilen ise altı rekâttır.  Vakti, gündüzün öğle vakti hangi saatte giriyorsa gece ona tekabül eden vakittir. Onun için hasbelkader gece geç saatte uyanık kalmış olanlar hiç değilse iki rekât olsun bu namazdan kılabilirler. Bu da çok faziletlidir.

Ama esas olan, seher vakti insanlar uykuda iken Allah için kalkıp bu namazı kılabilmektir. İsra Suresinde şöyle buyrulur:

Ey Habibim, (Beş vakit namaza ilaveten) Gecenin bir kısmında da kalk;

sana mahsus bir nafile olmak üzere, Kur’ân ile teheccüd namazı kıl,

Umulur ki Rabbin seni  Makam-ı Mahmud’a  ulaştıracaktır.(İsra79)                                                                                                                     

Ayeti kerimede Resululah(sas)e beş vakit namaza ilave olarak teheccüt namazı da emredilmiş; karşılığında da cennetin en büyük makamı olan Makam-ı Mahmut va’dedilmiştir. Makâm-ı Mahmud; en büyük şefaat makamıdır. Peygamber Efendimiz(sas)in Cennetteki hususi makamıdır.

Bu makam için Ona teheccüt namazı emredilince; “Makamı Mahmud’a teheccüt namazı ile çıkılacağı anlaşılmaktadır.”

Onun için Cennette O’na yakın olmak isteyenler, bu namaza hep ağırlık verirler, seher vaktindeki muazzam tecelliyattan nasiplerini almak isterler.

Gecenin en kıymetli vakti ise son üçte biridir. İmsak kesilmeden önceki zaman dilimidir. İmsak tam olarak kesildiğinde ise artık sabah namazının vakti girmiştir,sabah namazının sünneti hariç herhangi bir nafile kılmak mekruh olur.

Secde suresinin 16. ve 17. ayeti kerimelerinde mealen şöyle buyrulur;

“(Bizim âyetlerimize iman edenler öyle kimselerdir ki)

Onların vücutları (gece teheccüt namazı kılıp ibadet etmek için,) yataklarından uzaklaşır, korku ve ümit içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan (Allah yolunda) hayra sarf ederler.

Onların dünyada yaptıkları bu fedakârlıklara karşılık; kendilerini mutlu edecek, gözlerini aydın kılacak, gönüllerini ferahlatacak, Allah katında ne gibi mükâfatların, ne büyük nimetlerin saklandığını hiç kimse bilemez.”

Görülüyor ki; Gece tatlı uykumuzdan, yine uyku gibi tatlı gelen paramızdan ve dünyalıklarımızdan küçük bir fedakârlık yapmak, bizlere ne muazzam kazançlar sağlıyor. Üstelik bizim fedakârlıklarımız basit ve geçici; Rabbimizin ikramları ise çok büyük ve ebedidir.

Bilal-i Habeşi Hz. nin Rivayet ettiği Hadis-i Şerifte şöyle buyrulur:

“(Ey ümmet ve ashabım)Size geceleyin kalkıp ibadet etmeyi tavsiye ederim. Çünkü o, sizden önce yaşayan sâlihlerin âdetidir; Rabbinize yakınlık (vesilesi) dir; günahlardan koruyucudur; kötülüklere keffârettir ve bedenden hastalığı kovucudur.” (Tirmizî)

Mevsim itibarı ile uzun geceleri yaşamaktayız. İmsak kesilip sabah namaz vakti girmesi, bu günlerde 06.30’ları buluyor.

Vakitlice kalkıp, elimizi çabuk tutup teheccüd namazı, istiğfar, dua gibi vazifelerle daha çok meşgul olup, ayeti kerimelerdeki muazzam müjdelere kavuşabiliriz. Bu fırsatları heba etmeyelim.

Seher vakti Mevla’mızın huzuruna kabul ettiği, gözyaşı döken; sayısız nimet ve ihsanlara gark olan nasipli kullardan olmak için gayret ve dua edelim.       

Yaratılışımızın gayesi Yüce Mevla’mıza kulluk etmektir. Bu şuurda olan insanlar, zamanları, mekanları, hadiseleri hep o gözle görür ve öyle değerlendirir.

İçerisinde bulunduğumuz kış mevsimi bazılarımız için belki, soğuk ve zorlukları ile akla gelebilir. Ancak bu günler aynı zamanda gündüzleri en kısa ve geceleri de en uzun olması sebebi ile ibadete elverişli günlerdir. Bu günleri ve gecelerini iyi değerlendirmek, hepimiz için, dünya ve ahiret saadetimizi kazanma adına çok mühimdir. Bir hadisi şerifte şöyle buyrulur:

Kış müminin baharıdır. Gündüzleri kısadır, onda oruç tutar, geceleri de uzundur, onda bol bol İbadet eder.”

Kur’an-ı Kerimin pek çok ayetinde seher  vaktinde istiğfar edenlerden övgü ile bahsedilir. Al-i İmran suresinde Mevla’mız şöyle buyurur:                               

….. Takva sahipleri için Rablerinin katında, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır,  onlar orada ebedi kalıcıdırlar ve onlar için tertemiz eşler ve hem de Allah’ın rızası vardır. Allah, o kullarını görmektedir.                                                                                                                   – “Onlar derler ki, “Ey Rabbimiz! Biz inandık, iman ettik, artık günahlarımızı mağfiret et ve bizi cehennem azabından koru!”                                   

-Onlar, sabredicidirler, doğruluktan şaşmazlar, kulluk ve duaya devam ederler, Allah yolunda mallarını infak ederler ve seher vakitlerinde (namaz kılıp) istiğfar ederler.” (Al-i İmran suresi Ayet 15,16,17)

Bu ayet-i Kerimelerde ebedi kurtuluşa, Allah’ın rızasına ve Cennetine kavuşan müminlerin güzel vasıfları beyan ediliyor. Bunlar; İman etmek,  Allah’tan korkup günahlardan sakınmak, ibadette, haramlar karşısında ve sıkıntılarda sabırlı olmak, dürüstlük, Cenab-ı Hakk’ın divanına durup yalvarmak, Allah yolunda infakta bulunmak, yani cömertlik… Ve bütün bu hasletlerin yanında onları tamamlayan bir güzellik olarak da seher vakitlerinde ibadet ve istiğfar etmek.

Demek ki Seher vakitlerini değerlendirmek, müminin Allah katındaki derecesini artıran manevi güzellikler içerisinde mühim bir yer işgal etmektedir.

Bundan mahrum kalmak İmanın, İslam’ın kemalatından ve bu vakitteki pek çok ilahi ikramlardan da mahrum kalmaktır.

Zariyat suresinde ise şöyle buyrulur:

“Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce (yani dünyada iken)iyilik yapıyorlardı.

Onlar geceleyin az uyurlardı Ve seher vakitlerinde istiğfara devam ederlerdi.

Ve Mallarından isteyenlerin ve yoksulların hakkını ayırırlardı.(Zâriyât,15-19)

Dikkat edilirse her iki sure-i Celile de Cennet ehli olmak ile gece ibadet ve istiğfar etmek  ve bir de ikram ve infak; yani cömertlik hep birbirine yakın ve Cennetin en kolay yollarından biri olarak gösterilmiştir.

Cennet için bu ikisi birbirinden ayrılmamıştır.

Demek ki gece ibadeti, güzel ahlaklar içerisinde en sevimlisi olan cömertlik duygusunu da geliştirmekte ve cennet yollarını açmaktadır.

Nitekim bir hadisi şerifte şöyle buyrulur:

 “Selamı yayın, akrabayı gözetin, insanlara ikram edip yemek yedirin, gece insanlar uykuda iken kalkıp namaz kılın ki Selametle Allah’ın Cennetine girin.”

Efendimiz (sas) gece ibadetlerine o kadar ağırlık verirdi ki namaz kılmaktan adeta ayakları şişer, ümmetine dua ve ilticalarda bulunur, ”Farz namazlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.”(Müslim) buyurarak bizleri de teşvik ederlerdi.

Peygamberler başta olmak üzere bütün Allah dostları da gece ibadetlerine ağırlık vermiş, O saatte Cenab-ı Hakk’la baş başa kalmanın, gözyaşı dökmenin manevi hazzını doya doya yaşamışlardır.

 Sadece manevi hususlar değil, maddi meselelerini, dünyevi sıkıntılarını ve hacetlerini bile gece ibadeti, dua ve iltica ile Cenabı Hakka arz etmişlerdir.

Nitekim, bir İslâm büyüğü de:

“Evlatlarım hacet namazı deyip geçmeyin, biz bir çok hacetimizi hacet namazları ile hallettik.” buyurmuşlardır.

Gece ibadeti ile ilgili olarak da “İcabet (yani duaların reddedilmediği) saat üçtür: Ramazan-ı şerifte iftar vakti,her hafta Cuma gününde bir saat ve her gecenin  seher vaktinde bir an. Ramazan-ı Şerif senede bir defa gelir, onun için bir sene beklersin. Cuma günü haftada birdir. Onun için de bir hafta beklersin. Ama seher vakti her gecede vardır. Bundan mahrum kalmamalı.” buyurmuşlardır.

Bizler de Yüce Mevla’mızın, seher vakti huzuruna kabul buyurup in’am ve ihsanlarda bulunduğu, nuru ile tecelli ettiği nasipli kullarından olmak için gayret edelim, dua edelim.

Reklam