Çocukların günahsız ve masum ağızlarla Kur’an-ı Kerimi ve onun ilmini
okumaları, hadis-i şeriflerde müjdelendiği üzere; hem kendileri, hem anne ve
babaları, hem de okutanlar için ve onlara maddi ve manevi sahada yardım
edenler için büyük bir rahmet ve bereket vesilesidir.
Bir Hadisi şerifte şöyle buyrulur:
“Bir cemaat Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Allah’ın kitabını okur ve aralarında
müzakere ederlerse, üzerlerine sekinet iner, nur iner, onları rahmet kaplar ve melekler
etraflarını kuşatır. Allah (cc) onları kendi nezdindekiler arasında anar.”
Cenab-ı Hakkın bizlere hediyesi ve Resulullah (sav) efendimizin emaneti olan
Kur’an-ı Kerim’in faziletlerini anlatmaya bizim günahkâr dillerimiz kâfi değildir.
Ayeti kerimelerde ifade buyrulduğu üzere o, kerim yani çok kıymetli ve şerefli, hak ile batılı
ayırt eden yüce bir kitaptır.
Bakara suresinin ilk Ayet-i kerimelerinde şöyle buyruluyor:
“Elif lam mim. İşte şu kitap, Allahü Teala ‘dan korkup kötülüklerden
sakınanlar için şüphesiz tam bir yol göstericidir.”
O öylesine değerli bir hazinedir ki; onunla ilgili zaman, mekan ve insan daima
en büyük değeri kazanmıştır.
Hadisi şerifte ifade edildiği üzere ,”Kur’an-ı Kerim en büyük şefaatçidir.”
Başka bir hadis-i şerifte şöyle müjdelenmiştir:
“Kur’an-ı kerim okuyunuz. Çünkü Kur’an-ı kerim kıyamet gününde kendisini
okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir” (Sahih-i Müslim)
Eshabı Kiram dan Câbir bin Abdullah (R.Anh) ın rivayet ettiği şu kıssa,
Kur’an-ı kerime gönül veren, onun ilmini evlatlarına, yakınlarına öğreten
kimseler için onun şefaatinin büyüklüğünü anlamamıza kâfidir:
Bir gün bir adam Resûlullah Efendimiz (sav) e gelerek:
“Yâ Resûlallah! Evlâdına Allâh’ ın kitâbını öğreten kimsenin sevâbı nedir?”
diye sordu.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
“Kur’ân-ı Kerîm Allah kelâmıdır, onun sevâbına nihâyet yoktur.” buyurdular.
Sonra oraya Cebrâîl (A.S) geldi, Peygamberimiz (S.A.V.) ona:
“Ey Cebrâîl! Evlâdına Allâh’ın kitâbını öğreten kimsenin sevâbı nedir?”
diye sordu. O da: (aynı şekilde);
“Yâ Muhammed! Kur’ân-ı Kerîm Allah kelâmıdır, onun sevâbının nihâyeti
yoktur.” buyurdular.
Sonra Cebrâîl Aleyhisselam göğe yükseldi, İsrâfîl (as) ın yanına geldi, ona:
“Ey İsrâfîl! Evlâdına Allâh’ın kitâbını öğreten kimsenin sevâbı nedir?”
diye sordu.
O da: “Ey Cebrâîl! Kur’ân-ı Kerîm Allah kelâmıdır, onun sevâbının nihâyeti
yoktur.” Diyerek aynı cevabı verdi.
Sonra Allâhü Teâlâ, Cebrâîl (AS) ı Peygamberimiz (s.a.v.) e gönderdi ve
buyurdu ki:
“Yâ Muhammed! Muhakkak Rabbin sana selâm ediyor ve buyuruyor ki:
Evlâdına Kur’ân-ı Kerîm’i öğreten kimse benim Beytimi (yani Kâbe-i
Muazzama’yı) on bin defa haccetmiş, on bin defa umre yapmış, on bin defa
gazâya (cihada) çıkmış, İsmâil Aleyhisselam evlâdından on bin köle âzâd
etmiş, on bin aç Müslümanı doyurmuş, on bin çıplak Müslümanı giydirmiş
gibi sevap alır. Evlâdının Kur’ân-ı Kerîm’den okuduğu her harf için ona on
hasene (sevap) verilir, on günâhı silinir.
Yâ Muhammed! Muhakkak ben ‘elif-lâm-mîm’ için on sevap verilir,
demiyorum, lâkin elif harfi için on, lâm harfi için on, mîm harfi için on sevap
verilir.
Bu ameli, tekrar dirilinceye kadar o kimseye kabrinde arkadaş olur.
Bu ameliyle mîzânda (yani amellerin tartıldığı o İlahi terazide) sevap tarafı ağır
gelir. Bu kişi sırât üzerinden şimşek gibi geçer.
Bu ikramların tamamına ve umduğundan da fazlasına nâil olmadıkça,
Kur’ân-ı Kerîm o kişiden aslâ ayrılmayacaktır.” (Fazilet Takvimi-19 Mart 2019)
Çocuğuna Kur’an-ı Kerim öğretene böyle mükafat verilirse; yüzlerce, binlerce
Ümmeti Muhammedin evladına Kur’an-ı Kerimi, onun ilmini öğretmenin, bu hizmette pay sahibi olmanın ne büyük dereceler kazandıracağını, ancak Rabbimiz bilir, O takdir eder.
